Yarına Davet – Nazım Hikmet Oyunu

YARINA DAVET NAZIM HİKMET OYUNU

Merhabalar dostlarım. İyi olduğunuzu temenni ediyor ve oldukça kişisel (ne sürpriz ama) oyun incelememe başlıyorum

Pandemi (lanet olsun sana!) öncesinde izlediğim son oyunlardan biri Yetkin Dikinciler’in Nazım Hikmet’in şiirlerini adeta yaşayarak okuduğu (hmm bir yerden çıkaracağım sanırım diyenlere: Mavi Gözlü Dev adlı filminde de Nazım’ı oynamıştı maviş reisimiz) bir melodram(*) bu.  İklim Tamkan’ın Yetkin Dikinciler’in şiirlerini gölgelemeyecek (ancak asla belli belirsiz şekilde değil, yo dostum yo bu söylem büyük haksızlık olurdu)  ama oldukça güçlü biçimde arka planda çaldığı piyano ile mezzo soprano(**) Senem Demircioğlu’nun seslendirdiği parçalarla (o çok kontrollü ve rengi güzel, etkileyici sesin sebebini ancak oyun sonunda mezzo soprano olduğunu öğrendiğimde anladım)  bezeli bir oyun. Sanatsal anlamda dolgun diyebilir miyiz, pek tabii ki. Birtakım eleştirilerim olmayacak mı, e Allah’ın emri.

İlkin meraklısına, evet bu aynı zamanda ufak da olsa bir sahne incelemesidir, oyunu Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izledim. Bilinir ki izlediğiniz sahne, koltukların dizilimi ile sesin ulaşması seyircinin oyuna dahil ve hatta hâkim olabilmesi için çok önemlidir. Bir gün işten ‘’Bugün bir tiyatro izlemeliyim yahu!’’ (şekerim tiyatrosuz yaşayamıyorumm) diyerek  çıktım. Araştırmaya başlayıp evime de yakın bir yer olan BAKSM’de Yetkin Dikinciler’in (“Profesyonel” oyunundaki performansını izleme fırsatı bulanlar ne demek istediğimi anlayacaktır) oyunu olduğunu görünce gözü kapalı daldım. Sahneden ümidim pek yoktu ama yanıldığımı itiraf etmem gerek. Seyircilere ayrılan alanda koltuklar amfi biçiminde düzenlenmişti. Bu durum ön sıralar ile orta ve arka sıralarda oturan herkesin düzgün biçimde sahneyi görebilmesini sağlıyor (bazı sahnelere bilmem örnek olur mu?). Yetkin Dikinciler’in şiir okumaya başladığı ve Senem Demircioğlu’nun şarkı söylemeye başladığı zamanlarda yansıtılan sahne ışığı zamanındaydı, kayma olduğunu hatırlamıyorum. Ses bakımından ise önde oturduğum için değerlendirme yapmam pek uygun değil.

Fotoğraf Linki 

Oyun oldukça romantik ve ince bir detay ile başladı. Yetkin Dikinciler iki hanımefendiye de sırayla birer mumu yakarak verdi ve kişiler oyuna bu an itibariyle dahil oldu. Sahnede artık ışığını bulmuş üç kişi olarak varlardı. Nazım’dan seçilmiş şiirlere Yetkin Dikinciler tarafından tekrar hayat verilen ve Fazıl Say’ın prodüktörlüğünü yaptığı, İklim Tamkan ile Senem Demircioğlu’nun albümünden parçaların okunup çalındığı oyunumuz başlamış oldu.

Oyunda Yetkin Dikinciler’in sahne karizması, hakimiyeti ve sahneyi dolduruşu tertemiz şekilde hissediliyor. Gözlerine baktığınızda şiirin beraberinde getirdiği duyguları eşsiz ve direkt bir biçimde aktarışı, beden diline hakimiyeti ve sesini ustaca kullanma biçimi, seçilmiş şiirlerin (keşke izlerken şiirlerin adını not etmek aklıma gelseydi, üzgünüm, o zamanlar dergi fikri yoktu ve benim de yazacak yerim) dizelerini birbiri ardına sıralarken tonlamaların doğruluğu, vuruculuğu takdire şayan. Ayrıca şaşırtıcı olmayacak biçimde Senem Demircioğlu’na şarkılarda eşlik ettiği kısımlarda sesinin ne kadar güzel olduğunu keşfediyorsunuz (bir kez daha). Dürüst olmak gerekirse, denebilecek pek de bir şey yok. Şiiri karşıya geçirebilmek, malumunuz, güç bir iştir doğrusu. Çok tekdüze olabilir ya da heyecanını ve odağını kaybedebilirsiniz seyircinin veya izlemek doyum sağlamayabilir. Lakin Yetkin Bey döktürüyor yahu! O Nazım’ın şiirlerini okurken ben oturduğum yerde gözlerim dolu ve tüylerim diken diken izledim. Nazım’ı sevmenin, hatta favori şairlerimden birinin olmasının etkisini yadsıyamam (ikili ilişkilerinde kötüymüşsün canısı ama şiirlerin müthiş, what can I do?). Şiirlerin adeta içinde buldum kendimi. Yetkin Dikinciler’le,

Onun düştüğü aşkı yaşadım,

‘’Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını bastın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam.’’

 

Nazımdan, özgürlük için büyük bedeller ödemiş birinden, odasını hürriyet gibi aydınlattığını duymak kim bilir nasıl bir histir!

 

Nazım’ın hasretle karışık hüznünü duydum ben de,

“Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil
Şarkı söylemek istiyorum.”

 

Nazım’ın hayatı, sevgilisine (-lerine, biliyorum biliyorum, şşşt!) duyduğu hasret, ama en çok da memleketine duyduğu hasret ile yoğrulmuş. Bunu bilmek, hayatından biraz haberdar olmak, Yetkin Dikinciler’den şiirlerini dinlerken öyle baskın duygulara sürüklüyor ki!

 

Zorlu hayatın, idamla yargılanma talebinin, Piraye ile olan birlikteliğin bir arada olduğu bu şiiri dinlerken kime üzüleceğimi şaşırmıştım,

Bir tanem!
Son mektubunda:
‘’Başım sızlıyor yüreğim sersem!’’
 diyorsun.

‘’Seni asarlarsa seni kaybedersem;”
 diyorsun;
“yaşayamam!”

Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın,

Kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda
ölüm acısı.

 

Kalbinin kızıl saçlı bacısına ne yaptın Nazım. Boyun devrilmesin senin Nazım.

Ne diyebilirim ki. Teşekkürler, bize Nazım Hikmet’e tanık olma şansı verdiğiniz için.

https://www.firsat.me/Firsat/Yarina-Davet-Nazim-Hikmet/30049

Biraz da İklim Tamkan ve Senem Demircioğlu’ndan söz edelim. Oyunda ikilinin Fazıl Say’ın prodüktörlüğünü üstlendiği ‘’İlk Atlas’’ albümünden parçalar, oyunun içine yedirilerek(!) sunuldu. Kısaca bahsedeceksek albüm çeşitli şairlere ait şiirlerin seslendirilmesinden oluşuyor. Oyunda Yetkin Dikinciler’e İklim Hanım piyanosuyla Senem Hanım da sesiyle eşlik etti. İkilinin sanatlarını icra edişlerine söyleyecek laf yok, ama Nazım’ın şiirleri ile biraz alakasız buldum söylenen şarkıları.

Örneğin; “Bu Kekre Dünyada”, “Kan Var Tüm Kelimelerin Altında”, “Akılla Bir Konuşmam Oldu” parçaları Yetkin Bey’in şiirlerine eşlik olarak okundu. Piyanonun tınısı muhteşem, Senem Hanım’ın eşsiz sesine söylenecek tek kelime yok, kabulüm. Ancak Nazım’ın dünyasıyla bence o kadar uyumsuzdu ki, şarkı kısımlarında şöyle düşündüm: “Vaov sese bak, müthiş, nasıl berrak, nasıl güçlü ve nasıl hâkim. Ama Nazım ile, Nazım’ın duyguları ile tam olarak nasıl bağlantısı var?” Olmayan bir şeyler hissi bu kısımlarda oyun boyunca içimi kemirip durdu. Çünkü şarkıların sözlerine göz gezdirirseniz (uzun bir yazı olduğu için sizi boğmamak adına eklemek istemedim, link bırakıyorum http://ilkatlas.com/sarkilar/) ne demek istediğimi anlayacaksınız. Şarkıların iki cümlesi Nazım’ın aşkını veya şiirindeki bir yere temas ediyorsa, geri kalanı alakasız olduğu hissi uyandırıyor. Tamamen uygun şarkılaştırılıp söylenen tek eser ‘’Memleketim’’ idi, ki o da zaten Nazım Hikmet’in kendi şiiri. Kısacası Nazım’a az dokunan bu şarkıları pek yakıştıramadım.

“Ne çok konuştu yahu!” diyenler, kısa bir sonsöz edecek olursam, bu oyun bana İklim ve Senem Hanımı kattı. Oyundaki şarkıları, hatta albümlerini büyük bir keyifle günlük hayatımda dinliyorum. (Tiyatrodan şarkı, sanatçı keşfedince hissedilen o keyif, dostlarım!) Ama yukarıda bahsettiğim gibi oyuna uygun bulmadım. Bu noktada da bütünlük hissedemedim. Yetkin Dikinciler’in performansı oldukça etkiliydi. Çok güzel bir detay olarak, oyun başladığı gibi Yetkin Bey’in hanımlardan mumu söndürerek almasıyla sona erdi.

Daha önce bir melodrama gitmediğim için kendi klasmanında değerlendiremem, ama ana çatı olan tiyatro bazında 8/10 diyebileceğim bir oyun.

https://www.firsat.me/Firsat/Yarina-Davet-Nazim-Hikmet/30049

Hafta tam biterken olsa da kavuşmamıza çok sevindim, umarım keyif aldığınız bir yazı olmuştur. Geri bildirim, şikâyet, istek, öneri, eleştiriniz var ise dergimizin iletişim kutusuna beklerim.

Yeniden görüşeceğimiz günü hasretle bekliyor ve affınıza sığınarak (çok uzattım, biliyorum, çenem düşük) kendi favorilerimden bir Nazım şiiri iliştiriyorum:

“Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli,
belini sarmayalı,
gözünün içinde durmayalı,
aklının aydınlığına sorular sormayalı,
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni
bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık.
Aynı daldan düşüp ayrıldık.
Aramızda yüz yıllık zaman,
yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta
koşuyorum ardından.”

 

(*)  Melodram:

  1. 1. tiyatro. Yunan trajedilerinde koro başı ile bir oyuncu arasında geçen şarkılı diyalog.
    tiy. Oyuncuların müzik eşliğinde sahneye girip çıktıkları bir oyun türü.
    3. tiy. Çağdaş tiyatroda, duygusal ve acıklı olaylara dayalı bir oyun türü.

Kaynak: Melodram Nedir

(**) Mezzo Soprano:

Klasik Batı müziğinde mezzo-soprano bir kadın vokal türü olup soprano ve kontralto kadın ses türleri arasındadır. Mezzo-sopranolara genellikle opera eserlerinde ikinci derecede roller için vokalistlerdir.

Kaynak: Vikipedia

Yazan: Yağmur Sevindik