Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi

ÖNCE BİR BOŞLUK OLDU KALP GİDİNCE AMA ŞİMDİ İYİ

 

Fotoğraf Linki 

 

Merhaba gönül dostları. Bu gün yıllar önce izlediğim ve neden bu kadar beğenildiğini pek anlayamadığım (sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim) bir oyunu değerlendireceğim. Talimhane Tiyatrosu’ndan çıkma Esra Bezen Bilgin ve Güliz Gençoğlu’nun oynadığı, isminin oyunun tamamından daha çarpıcı olduğu, çok ödüllü bir oyun bu.

Oyun, belki gözümüzün görmediği ama olduğunu bal gibi bildiğimiz, kadın ticaretinin yapıldığı karanlık bir dünyaya bizim için ışık tutuyor. İyi bir yaşam, evlilik veya iş vaadi ile kandırılıp pasaportuna el konularak fuhuşa sürüklenen kadınların hikayelerini anlatıyor. Geleceğini inşa etme hakkı elinden alınan, cinsel, ekonomik ve fiziksel şiddete maruz kalmış ve kalan kadınları görünür kılmaya çalışıyor.

Girizgahı yaptığıma göre öncelikle tema hakkında bir iki kelam etmek istiyorum. Hepimizin bir şekilde ucundan kıyısından da olsa aşina olduğu, hayatın içinden, ancak yaşamayanın tahayyül etmesinin neredeyse imkânsız bir konu seçilmiş. Ve tehlike çanları çalmayı başlamış. Konu başlı başına öyle çarpıcı ki, oyuncu hiçbir şey yapmadan, öylece sahnenin ortasında durup bu kadınların hikayelerini anlatsa etkileniriz. İşte bu denli hem gerçek hem dramatik olan hikayelerin handikabı tam olarak bu noktada başlıyor. Bu tarz çok ağır hayatları, duyguları anlatan oyunlarda duyguların seyirciye geçip ‘’helal olsun be’’ dedirtmesi çok zor, çünkü sakil durmaya çok müsait. Empati yapılması ve karakterin içselleştirilmesi çok zor.  Dolayısıyla yeteri kadar oturtulamayan karakterin seyirciye geçirilmesi de zor. Rol kişilerin üzerinde oversize ceket gibi sallanıyor (bu cool değil) .Bu nedenle rol uzun zaman boyunca bu hayatı sürdürmeye mecbur bırakılmış kadınlarla uzun vakitler geçirmeyi veya daha uzun yıllar sahne tecrübesi gerektiriyor olabilir. (Benzer eksikliği Sumru Yavrucuk’un ‘’Kimsenin ölmediği bir günün ertesiydi’’ adlı, hayat kadınlığı yapan trans bir bireyi canlandırdığı oyununda da hissettiğimi anımsıyorum.)

Peki neden bana geçmedi, ben oyunu izlerken ne düşündüm?  Kendimle konuştuğumda (muhabbetim de fena değildir) şu kanıya vardım: Bu zor hayat tek başına o kadar acıklı ki oyun oldukça duru oynanmalı. Oyuncunun fazla oyununu, yükselmesini kaldırmıyor. Bu acılar biraz bile abartıldığında gerçekliğini un ufak ediyor seyirci gözünde. Çünkü tek başına saf ve gerçek bir acı bu, sağlam bir acı, lamı cimi yok, içimizde okuyucu ta içimizde. Göğsümüzün tam ortasında bir hançer fuhuşa sürüklenmiş her kadın. Ağlak bir şeye dönüştürülmesine lüzum yok. Gerçeği ver, yalnızca gerçeği. (Amerikan mahkemelerine bir kıps) Kaçtığımız, görmezden geldiğimiz, kurtaramadığımız, yok saydığımız, satılan kadınların gerçeğini. Gerçeği pat pat pat yüzümüze vur düşes eldiveni gibi. Aşağılasın bizi rahat rahat oturduğumuz ev, özgürce gelebildiğimiz tiyatro oyunu, kimsenin tahakkümünde olmadan yapabildiğimiz her seçim. Bunu öyle doğal yap ki suçlu hissedelim. Bu oyunun konusu deneysel değil, belirli bir kesime hitap eden bir tavırda değil, bilinmedik bir olay hiç değil. Değil dostlarım, değil. Bu bahsettiğim birtakım duygular oyun içindeyken kimi zaman yeterince verilmemesi kimi zaman ise çokça verildiği için zorlama buldum, rolün sahiplenemediğini düşündüm. Kaçınılmaz son: sevemedim.

Oyunda beni rahatsız eden bir diğer şey, Esra Bezen Bilgin’in oynadığı yabancı uyruklu karakterin aksanıydı. Pezevenk Mustafa (oyunda baş kahramanımızı evlilik vaadiyle kandırıp çalıştırmaya başlayan şeref yoksunu) lazdı herhalde.  Çünkü anladığım kadarıyla Esra Hanım Rus (veya benzeri) kökenli olup Türkçe konuşan bir hanımı canlandırıyordu. Ancak daha çok Karadeniz’de yaşayan ve orada Türkçe öğrenmiş Rus bir kadın gibiydi. Bu aksan oyun boyunca o kadar kulaklarımı tırmaladı ki konsantre olmakta zorlandım.  

Fotoğraf Linki

Peki hiç iyi bir şey yok muydu, vardı şüphesiz, bahsetmezsem haksızlık ederim. Örneğin Esra hanımın canlandırdığı karakterin Mustafa’ya âşık oluşu ve Mustafa’nın da onu sevdiğini ve evleneceklerini düşünmesi, tehlikeli emareleri görüp (hepimizin yaptığı gibi) görmezden gelişi. Yavaş yavaş Mustafa’ya duyduğu güven ve âşık olduğu adamın onu fuhuşa sürüklemesinin yarattığı duygusal tahribatı iyi yansıttığını düşünüyorum. Özellikle “Aslında çok komik bir şey var, ben kaç para ettiğimi biliyorum. Kaç kişi söyleyebilir bunu? Üç bin dolar ediyorum. Çünkü Mustafa benim için o kadar ödedi. Yani tam iki buçuk iphone.” oyunun kült sözü ve bununla bizi vurduğunu söyleyebilirim. Yer yer bizi hüzünle karışık güldürdüğünü de hatırlıyorum.( eskiden izlediğim bir oyun olduğundan hafızamda kalanları aktarıyorum dostlarım, özür dilerim.)  Yukarıdaki eleştirilerime rağmen Esra Bezen Bilgin’i çok sempatik bulduğumu ve sahneye yakıştığını söylemeliyim, performansını başka oyunlarda izlemeyi isterim.

Fotoğraf Linki

Yazının benim için de beklenmedik kısmına gelecek olursak, hatrımda kalan en belirgin şey yan rolde olmasına rağmen Güliz Gençoğlu’nun performansıydı. O da fuhuşa sürüklenmiş, aynı acıları çekmiş ancak çaresizliğini kabullenmiş ve tüm yaşadıklarına rağmen hayata bağlı bir karakteri bize sundu. Bir anda oyunu yükseltti. Oyunun enerjisi değişti adeta oyuna can getirdi.  Bunu sadece eğlenceli bir karakter olduğu için değil, kanımca rolü daha iyi benimsediği için başardı. Yer yer Güliz Hanım Esra hanımın performansının kat be kat üstüne çıktı.  Oyundan çıktığımda başka oyunu olup olmadığını merak edip arama yaptığımı anımsıyorum. Bence oyunun sürpriz yumurtası, kumda açan zambağıydı.

Oyunu puanlama kısmına geçersem 6/10 veririm. Bu kadar ödüllü olmasını cesur bir konuya parmak basmasına ve Esra ve Güliz Hanımların bunu yansıtmak için gösterdiği çabaya bağlıyorum.

Evet sevgili dostlarım, bir yazının daha birlikte sonuna geldik. Buraya kadar beni yalnız bırakmayıp, benimle yürüdüğünüz için çok teşekkür ederim. En başta elbette beğendiğinizi ümit ediyorum (ah ne yapabilirim, insan kendini ne kadar geliştirse de beğenilme arzusuna karşı koyması çok zor). Veya ‘’hadi lan oradan, sen ne anlarsın sefil!’’ deseniz de en azından keyifli vakit geçirdiğinizi umut ediyor ve bir sonraki kavuşmamızı iple çekiyorum. Hasretle.

Yazı: Yağmur Sevindik