Harem Kabare

HAREM KABARE

Harem Kabare ekibi
Harem Kabare ekibi

Merhabalar dostlarım. Yazıma başlamadan evvel, Harem Kabare’nin 1 yıldan daha uzun süre önce izlediğim bir oyun olduğunu dile getirmek isterim. Tiyatrolar genelde kapalı alanlarda oynandığı için melun hastalık sebebiyle gitmemeyi tercih ediyorum. Bu nedenle genelde heybedeki oyunlardan yemekteyim. Dolayısıyla hatalı, eksik hatırladığım şeyler için affınıza sığınıyorum. ‘’Ne demiş ya bu değişik’’ demeyin diye açıklamamı buraya toplu iğne ile iliştiriyorum. 

 

İçinizde önceki yazılarımı takip eden dostlarım var ise sahne yorumu ile başladığımı bilirler. Maalesef Dada Salon Kabarett’te izlediğimi düşünenleri hayal kırıklığına uğratacağım çünkü Beylikdüzü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde izledim. Bu nedenle BAKSM hakkında tekrara düşmemek adına yorum yapmayacağım, merak eden okuyucularımızı ‘’Yarına Davet – Nazım Hikmet (https://ilerigeridergi.com/tiyatro/yarina-davet-nazim-hikmet-oyunu/)’’ isimli yazıma bekliyorum. (Reklamlar bitti.)

 

Meramımı da anlattığıma göre, hazırsanız, artık başlıyorum. Bu hafta fütursuzca, yarınlar yokmuş gibi eleştireceğimiz bir oyun ile birlikteyiz. (sivrisinek gibi ellerimi ovuşturuyorum.) Bu oyunun bende bıraktığı izlenim: Bazen, ne yaparsan yap, olmuyor bazen… (Teoman sesiyle okudunuz mu veya Şebnem Ferah? Heh)

 

Evet dostlarım, adettendir oyuncularımızı sayalım. (Bayılırım Google’da kolaylıkla bulabileceğiniz şeyleri söylemeye.) Oyunda fazlaca görmediğimiz, daha ziyade sesiyle bize eşlik edip sahneyi hanımlara bırakan, oyunumuzu yazan, yöneten ve oynayan Okan Bayülgen var. Kadın oyuncu kadromuzda ise Özge Borak, Ezgi Çelik, Beste Tok, Ödül Turan, Gizem Dinç, Aybüke Albere mevcut efendim.

 

Oyunun konusundan, tadını kaçırmayacak biçimde bahsedeyim. Tek erkek karakterimiz Okan Bayülgen, şuh ve seksi, akademik kariyere sahip ve kültürlü, bohem vb. 4 farklı karakterde kadın ile evleniyor. Hiçbiriyle mutlu olamıyor ve tabii onları da mutlu edemiyor, neticeten yollarını ayırıyorlar. En sonunda çapkın ve şıpsevdi beyimiz genç bir hanıma düşüyor. (aman ne orijinal ne orijinal) Bu ortaya çıkan yeni belanın şaşkınlığı ile hanımlar bir araya geliyor. Böylelikle 4 kadın kahramanımız için hem kendilerini hem de ilişkilerini sorgulama dönemi başlıyor. Her kadın kendinde bir eksik arıyor, ilişkinin neden bittiğini sorguluyor aynı zamanda aralarında kıskançlık yaşanması da kaçınılmaz oluyor. Aralarındaki bu tatlı çekişme oyun sonunda birlik olma durumuna geçiyor. Ancak nasıl? Bu oluşan birlik, doğru bir noktadan mı temellendirilmiş? Parmaktan sonra tartışacağız. (bu kıps sana gelsin çapkınların şahı reis) Biraz da oyunun genel havasından ve özel olarak oyunculardan söz edelim.

Öncelikle oyunun, hoş kıyafet tasarımı ile göze, fena olmayan şarkı seçimi ve müzikal havası ile kulağa hitap ettiğinden bahsetmek istiyorum. Bu oyunda ciddi bir koreografi, ses, müzik ve kıyafet çalışması mevcut. Kıyafetlerin tasarımını ise çok hoş buldum. Genel olarak gösterişli parçalar seçilmiş ve benim de çok sevdiğim bir aksesuar olan şapkalar kullanılmış. Her kadının özgün karakteri, ayakkabılar, kıyafetler ve saç aksesuarları ile bütün bir biçimde yansıtılmaya çalışmış. Bu uyum yakalama çabasını normalde biraz zorlama gibi bulabilirdim ancak beni rahatsız etmedi.

 

Oyuna verilen emek yadsıyamayacağınız bir biçimde önünüzde duruyor. Ciddi bir emeğin olduğu bariz, müzik ve dans kısmından söz edecek olursam oldukça sık aralıklarla kadın kahramanlarımız şarkı söyleyerek ve dans ederek kendilerini ifade ediyorlar. Oyuna tekdüzeliği kıran, çok dozunda bir tavır ve heyecan katan bir yanı var diyebilmeyi çok isterdim. Ama öyle sık kullanılmış ki, neredeyse oyunu tiyatrodan çıkarıp müzikale dönüştürdüğünü söyleyebilirim. Eğer bu bir müzikalse, o zamanda sıkıcı şekilde düzenlenmiş derim. Bu da benim için, her ne kadar seçilen şarkıları oyunun genelinde yerinde (yani ‘’bu ne alaka ya’’ demeden) bulduğumu söyleyebilecek olsam da, açıkladığım sebeple, oyuna verdiği keyifli tadın yerini bazen sıkıcılığa hatta yer yer boğuculuğa bıraktığını söylemeliyim. İyi tarafı ise bir iki şarkıyı listeme kaydettim ve artık dinlemekteyim. (Özlem Tekin – Yol ve Serdar Ortaç – Mutsuzsun) Bu açıdan, benim gibi oyunlardan ve filmlerden müzik ayıklamayı seven kişiler için oldukça verimli geçtiğini söyleyebilirim.

Okan Bayülgen başta söz ettiğim gibi sahnede çok görülmüyor ve bize daha çok sesiyle eşlik ediyor. Kendisini fiziken gördüğümüzde sahneye yakıştığını söylemeliyim. Sahneyle arasındaki bağı bize fark ettirdi, çok büyük oynamamasına rağmen kendisini gösterdi. Ayrıca sesinin renginin, tonlamalarının ve sesine hakimiyetinin çok düzgün olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

 

Kadın oyuncularımızdan bence öne çıkan iki isim ile başlayacağım. Özge Borak ve Ödül Turan. Özge Borak ile başlamak istiyorum. Enerjisi ve dinamikliği çok güzel. Şuh ve cilveli bir kadını güzel yansıtmış ayrıca şarkı söylerken ve dans ederken en çok onun bu olaya ait olduğunu hissettim. Bence gerçekten oynarken eğleniyordu. 4 kadın arasında cilveli olmasının hakkını vermiş de olabilir, yani gerçekten iyi oynamış olabilir, bu düşünceyi de buraya bırakıyorum.

 

Gelelim Ödül Hanım’a. Öncelikle, söylemezsem çatlarım, ‘’Mutsuzsun’’ adlı şarkıyı nefis okudu. Nefis, nefis, nefis! Bir şarkı bir ses rengine ancak bu kadar yakışır! Pek tabii oynadığı karakterle de özdeşleşen bir şarkı idi ve bunu Ödül Hanım bize duyguyla öyle güzel, öyle yaşayarak okudu ki! Bahsettiğim gibi bu iki ismin, bu oyun için çok öne çıktığını düşünüyorum. Diğer hanımlar için ise akılda kalıcı bir performansını hatırladığımı söyleyemeyeceğim. Kötü olduklarını düşünmedim ancak öne çıkan bir performans da göremedim. Oyunun sonunda, 5. Hanım olarak, genç ve kıskanılan birey olan Aybüke Albere’yi görüyoruz. Fiziği ve güzelliğiyle hakikaten göz dolduruyor ve bence son olarak söylediği şarkı ile güzel bir kapanış yapıyor.

 

Peki benim bu oyunda sevmediğim şey ne? Okan Bayülgen oyunun başında bize seyircilerin arasında bu kadar çok kadın olduğuna çok sevindiğini çünkü bunun kadınlara yönelik, feminist tavrı ile kadınları anlayan bir oyun olduğundan bahsetti. Biz de haliyle ciddi bir beklentiye girdik. Gerçekten de, kadınlara hemen her çağda öğretilmiş, erkeğin seçimi olmanın önemine vurgu yaptığına ve oyunun afişlerindeki ‘’sizden biri’’ deyişine uygun doğrultuda gittiğine oyunun ilk kısmı için katılabilirim. Bu öğretinin devamı olarak hanımlar birbirleriyle çekişmeye girip her kadının oyundaki beyin en çok kendisini sevdiği, ona dönmek istediği konularında birbirlerine girmeleri de sahnelenmiş. Fakat oyunun sonunda hanımefendilerimiz tarafından, asıl olanın bir erkeğin sevgisine mazhar olmak veya diğer kadınlarla çatışarak ona sahip olarak seçilen olmak suretiyle statü kazanmak yahut bir erkeği kapışmaya çalışarak diğer kadınların önüne geçmek değil, saygıyı en temelde kişinin kendisine duymasının doğru olduğu fikri veriliyor. Tamam, güzel. Ama oyunda beni rahatsız eden şey, hanımlar kendilerini bulduğunda oyundaki beyi ‘’zaten iktidarsızdı’’ gibi saçma sapan bir şeyden de vuruyor olmaları. Yani, kardeş, bu mu teman? Sen kadının objeleştirilmesine karşı durup da erkeği mi cinsel olarak objeleştirdin? Biz de buna alkış mı tutalım? Bu bayağı fikirle mi kısasa kısas yaptın? Yani iktidarsız bir erkek, erkek olmadığından ötürü mü bizim canım kadınlar vazgeçti bu sevdadan? Kadınları, erkeği metalaştırdığında yüceltmiş mi oldun yoksa aynı kuyuya yine mi düşürdün bizi? Erkeği bu kadar kadın sevdalısı, uçkurundan başka bir şey düşünemeyen, dünyadaki tek derdi kadın denemek olan bir insan olarak, bu kadar yavan, böylesine sığ işleyince ‘’vaov ne cesur tavır ama’’ mı demeliydik? Bu iyi hissettirmiyor. Hayır, istediğimiz bu değil. Erkek karakterin bu tek boyutlu işlenmesi için abartı bir karakterdi öyle oldu diyebilirdim belki, ama başka bir yönünü de bize göstermedin. Peki, ne oldu şimdi? Kadınların bazı özelliklerini daha önde olarak görsek de (şuh vs) düşüncelerine az çok şahit olabildiğimizden karakterleri oturtabildik ancak erkek birey için bu durum hiç yok neredeyse. Erkek karakter için rahatsız edicilik bence bu noktada başlıyor. Problemlerden biri bu.

 

Bana kalırsa (yazı benim olduğundan bana kalıyor neyse ki) kadının artık erkeğin beğenisi için dünyasını inşa etmemesi gerektiğine dair filmler, tiyatrolar, kitaplar, kısa filmler, reklamlar sürüyle önümüze kondu. Artık bunu kafamıza yazdık. Erkeğe tü kaka, kadına ‘’obareeey dünyalar senin’’ dedik. Bilimsel çalışmalarda ismi geçirilmemiş, erkek tahakkümüne çağlar boyu boyun eğmek zorunda kalmış, eserlerini erkek ismiyle yayınlamış, özellikle sinema ve televizyon sektörü olmak üzere iş hayatında var olabilmek için maruz kaldığı cinsel taciz ve saldırıları daha söyleyememiş kadınların mücadelesine ‘’tamam tamam erkekler pis, iktidarsız, akılsızdır falandır diyelim de bu mevzu kapansın’’ diyerek destek olmanın ve bu noktadan eleştirmenin artık anlamı yok. Artık bu anlatılana tamamız, bu artık bir empati öğesi değil, demode. Komik de değil, kadını kollayan, kadın için bir eleştiri de değil bu. Artık daha ileri şeyler görmeliyiz. Çünkü sanat daima çağının ilerisindedir, ilerisinde olmalıdır, bize ufuklar açmalıdır, düşünmediğimizi düşündürmelidir, gelecekten bakmalıdır hatta belki çoğunlukla bu uğurda anlaşılmamalı veya anlaşılmakta güçlük çekilmelidir. Bu anlamda sanat ve sanatçı daima yalnızdır.

Evet dostlarım oyunla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaştığım için mutluyum, aranızda bu oyuna önceden gitmiş olanlarınız var ise veya bu yazıdan sonra giderseniz, dergimizin iletişim kısmından fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Klasik hareketimizi çekiyoruz, bu oyun için 5.5/10 derim. Hem konunun işlenişi hem de çok şarkılı olan bölümlerin bir noktadan sonra içimizi bayması sebebiyle, dans ve şarkı konusundaki emeğe rağmen kanımca oyunun hakkı bu puan. Hepinize güzel günler, haftalar diliyorum. Yazıma Özlem Tekin’in gerçekten çok güzel olan ve dinlemenizi kesinlikle tavsiye edeceğim ‘’Yol’’ şarkısının sözleriyle son vermek istiyorum. Sevgilerimle.

 

Bir sis var önümde hiç bilinmeyen

Bir ses var içimde yolu gösteren

Bu hayat benim, benimse eğer

Kimse karışmazsa yaşamaya değer

Daha yol yakınken

Her şeyi kendine sor kendinden öğren

Yanlış senin tek hazinen

Daha yol yakınken

Kır zincirleri utansın cümle âlem

Yarın senin tek hazinen

Daha yol yakınken.

 

Yazı: Yağmur Sevindik