“The Night Stalker” Dizi İncelemesi

Merhaba sevgili okuyucularımız, aslında nasılsınız diye sormak istiyorum ancak sizden cevap alamayacağımı bildiğimden keyfinizin yerinde olduğunu ummakla yetiniyorum. Bu hafta suç belgeseli niteliğinde ve daha önce incelemiş olduğum “Kedilere Bulaşmayın” dizisine benzer klasmanda bir mini dizi ile karşınızdayım. Netflix’in kriminal içeriklerini adeta “Ağır Yaşamlar” / Netflix – Yağmur’un hikâyesine konu olacak kadar hızlı ve bolca tüketeceğimin sinyallerini de bu inceleme vesilesiyle vermiş bulunuyorum. (Belki de bu benzer içeriklerden bir çeşit külliyat oluşturmuş oluruz, kim bilir?) Benim gibi eskiden beri “N.C.I.S” yahut “Criminal Minds” veya “CSI” gibi yapımları izleyip büyük keyif alanların ilgisini çekeceğini düşündüğüm bu güzide dizinin içeriğini konuşmaya başlayalım istiyorum.

*Spoiler Başlıyor*

 

Yaklaşık 50’şer dakikalık 4 bölümden oluşan Netflix yapımı bu mini dizi 1984- 1985 yılları arasında adeta terör estiren Richard Ramirez isimli seri katili ve işlediği suçları konu alıyor. Richard’ı yalnızca seri katil olarak tanımlamama sebebim ise tesadüf değil: Kendisinin “bilinen” 14 cinayeti olmakla beraber hırsızlık, çocuk istismarı, cinsel saldırı gibi suçlarının da mevcut olması. Dünyada var olan tüm kötülükleri insanlara uygulamaya yemin etmiş bu psikopatın ise polisiye sever dostlarıma tanıdık gelecek bir geçmişi var. Çocuk yaşlardan itibaren maruz kaldığı şiddet ve kötü muamele, asker akrabasının anlattığı insan öldürme, kadınlara tecavüz anıları, aynı akrabanın Richard’ın gözü önünde karısını öldürmesi vb olumsuzlukların (tabire bak, yazar burada adeta Nil Karaibrahimgil* hissediyor) meydana gelmesi ile benim şahsi olarak en ürkütücü seri katiller listemde zirve mücadelesine giren Richard ortaya çıkmış. (Yakalandıktan sonra verdiği bir röportajında, henüz 25 yaşlarında olmasına rağmen “ben uzun bir zaman önce sevgi ve mutluluğu bıraktım” deyişinin bize önceki sıkıntılı yaşamı hakkında bilgi verdiğini düşünüyorum)

The night stalker
Richard Ramirez duruşmaya girerken

Peki, neden Richard’ı onca korkunç seri katilin, hatta seri katil namının konulduğu ilk kişi olan ve yaklaşık 30 kişiyi öldürmüş / daha fazlasını öldürdüğü tahmin edilen Ted Bundy’den bile daha öne koydum? Öngörülemez olduğu için. Bu üç kelime çok basit gibi dursa da işin iç yüzü öyle değil, dostlarım. Zira cinayetler, cinsel saldırı, istismarlar ve Richard’ın çeşitli diğer suçlarının aynı failin mi yoksa farklı farklı faillerin ürünü mü olduğunun tespiti, emniyet güçlerinin potansiyel kurban profilini çıkaramaması, tahminleri güçleştirmesi ve korunması gereken grubun tespit edilip insanların bu yönde uyarılamaması gibi sonuçları var. Kısaca Richard’ın aktif şekilde tabiri caizse suç makinesi olduğu 6-7 aylık süreçte adeta canlı bir bomba olduğunu ve Richard’ın vahşi eylemlerine maruz kalan bireylerin tek sebebinin denk gelmiş olmaları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ki özellikle bu durum, bence işleri oldukça korkunç bir hale getiriyor.

Richard’ın öngörülemezliği hakkında bir iki kelam daha edebilmek için suç işleme biçimini, seçtiği kurbanları, cinayet mahallini kullanışını konuşmamız gerek. Richard kurbanlarını kadın, erkek, yetişkin, çocuk fark etmeksizin, herhangi bir yaş aralığı gözetmeyip ayrıca belirgin bir dış görünüş özelliği ayırt etmeden seçiyor. Bu da kurban skalasını oldukça genişletiyor. Yani başkaca katil / seri katillerde gördüğümüz, kızıl saçlı kadın ya da saçlarını ortadan ayırmış kadın (bknz: Ted Bundy), erkek (bknz: William Bonin), siyahi veya beyaz kimse olarak sınıflandıramıyoruz çünkü davranışlarını belirli bir gruba yöneltmiyor. Kurban seçerken dikkat ettiği şey eve girebiliyor olması, yalnızca bu kadar. Bu durum başlı başına, zaten teknolojik imkânlar sınırlı iken olayları birbirine bağlamayı güçleştiriyor (yılın 1985 olduğunu tekrarlamak isterim) ve maalesef dengesiz eylemleri emniyet güçlerinin elini rahatlatmıyor. Cinayeti işlerken yahut cinsel saldırı, istismarı gerçekleştirirken kullandığı aletler ve yöntemlerin çeşitli olması (örn: silah, bilinç kaybına yol açan fiziksel şiddet, muhtelif ev eşyalarının zarar vermek için kullanımı, başka kesici ve delici aletler, elektrik kabloları vb.) karmaşık izlenimler bırakıyor.

Richard’ın suçu işleme tarzından ve vahşiliğinden söz ederek devam etmek istiyorum. Bu bağlamda önce yetişkin insanlara karşı işlediği suçlardan başlayacak olursam, iyi kapatılmamış kapı veya pencere vb yerlerden Richard eve giriyor. Sonra evde bir erkek varsa önce onu soğukkanlı biçimde öldürüyor, daha sonra kadına gidip işkence yapıyor, tecavüz ediyor, evden değerli eşyaları alıyor ve o gün hangi aleti kullanmak istiyorsa onunla öldürdükten sonra mutfakta yemek yemek gibi cinayet mahallinde oldukça rahat tavırlar sergiliyor. Richard işleri adeta bir film karakteri kayıtsızlığında sürdürüyor. Diziyi izlerken polis memurlarının, kaçmayı başarmış kurbanların anlatımlarından bu bahsettiklerimi dinlemek insanı öyle çok geriyor ki 2013 yılında ölmüş bu adamın bir yerlerden girebileceği endişesiyle pencereyi bacayı kapama refleksi gösteriyorsunuz.

Biraz da çocuk istismarı kısmından söz etmek istiyorum. Diziyi izlerken, 6 yaşındayken Richard tarafından kaçırılmış ve cinsel istismara uğramış bir kadının anlattıkları o kadar etkileyiciydi ki “ekran karşısında ben strese girmişken o nasıl güçlü bir karaktermiş ki çıkıp anlattı” diye düşünmekten kendimi alamadım ve çok büyük bir saygı duydum. Richard bahsettiğim bu kadını küçücük bir kızken kaçırıyor ve cinsel istismarda bulunuyor. Burada kadının anlattığı dehşet verici detay ise Richard’a “dur tuvalete gitmek istiyorum” dediğinde her defasında götürmesi, başında beklemesi, daha sonra çocuğun tekrar tuvalete gitmek istediği ana kadar istismarına devam etmesi. Bu detayı şu anda yazarken bile dehşet içinde ve gözlerim dolu yazıyorum. İnsan müsveddesi Richard (artık sinirlerime hâkim olamıyorum) istismarını bitirdikten sonra kız çocuğunu “aileni ara, seni gelip alsınlar” diyerek benzin istasyonuna bırakıyor. Bu arada belirtmem gerekir ki kız yahut erkek çocuğu demeden Richard çocuklara cinsel istismarda bulunuyor ancak öldürmüyor. Beni burada sinirden çıldırtan diğer şey, elbette çocukları öldürmediği için mutluyum ancak tuvalete gitmek istediğinde götürmesi, öldürmemesi gibi kendince merhamet göstermesi. Ya sen kimsin haysiyetsiz, madem kötü olarak nitelediğimiz öldürme fiilini gerçekleştirme arzunu dindirebiliyorsun çocuğa karşı, o zaman cinsel açlığını da çocuk üzerinden gerçekleştirme, merhamet mi ettin şimdi? Daha fazla bu kısmı konuşamayacağım gerçekten. Çok zor. Dinlemesi dahi çok zor.

Solda Richard Ramirez mahkemede coolluk taslarken
Sağda hapishanede iken evlendiği “Puh Allah seni kahretmesin” dediğimiz hayranı ile

Richard’ın yakalanması kısmından bahsederek biraz içimi rahatlatmak istiyorum. Bilinen kadarıyla 14’ten fazla insanı öldürüp 40 küsur suçtan sorumlu tutulacak Richard’ın yakalanmasının gecikmesinin esas sebebi, aslında o dönemde güvenlik kameralarının olmaması, adli tıp kurumunun elindeki dar imkânlar, emniyet kurumları arasındaki çekişme ve akabinde gelişen delillerin yok olması, polislerin basiretsizliği gibi birçok etken. Bu etkenler maalesef Richard’ın çok daha fazla insana zarar vermesine sebep oluyor. Ancak bence bu mini dizinin vurucu yerlerinden biri mahkeme aşamasında olanlar. İnsanların garip psikolojisini yalnızca Richard’da değil, mahkeme süresinde ona hayran olan, âşık olan kadınlarda, duruşmalara gelen destekleyicilerde de görüyoruz ve bu durum insan doğası hakkında bizi ürkütüyor. Zira çocuk istismar etmiş, genç yaşlı demeden birçok kişiyi öldürmüş birine hayranlık duyulduğunu görmek ve onun adeta Hollywood artisti gibi karşılanması insanı dumura uğratıyor. Hatta gördüğü ilginin farkında olan ve seven Richard’ın, kurbanlarına fiil esnasında özellikle “gözlerime bakma” diyen bir karakterden, duruşmalarda “yaşasın şeytan” diye bağırarak, güneş gözlüğüyle duruşmada insanlara karizmatik bakışlar atarak yahut duruşma çıkışında “Disneyland’da görüşürüz” falan gibi değişik açıklamalar yapıp, elindeki satanist bir sembol olan pentagram dövmesini sağa sola gösteren bir karaktere dönüşümünü izliyoruz. Richard işlediği suçlar nedeniyle mahkemede yargılandığı sırada hiç sahip olmadığı ilgiye, çirkin dişleri, kötü kokusu sebebiyle beğenilmeyen, cinsel ihtiyacını çocukları istismar ederek yahut kadınlara tecavüz ederek gidermeyi hak görmüş hilkat garibesi birinden, duruşmalarda ona hayranlıkla bakan kadınlarla çevrelenen, hatta mahkûmiyeti kesinleşip idam gününü beklemek için hapishanede kaldığı tüm o süreçte kadınlardan binlerce mektup, fotoğraf alan birine dönüşüyor. İnsanlık gerçekten inanılmaz. Unutmadan bu kahramanlaştırma durumu ile ilgili medyayı minik de olsa eleştirdiğim bir yere gelmek istiyorum buradan. Malumunuz medyanın bayıldığı şeylerden biri lakap takmak ve Richard Ramirez’in rumuzu da The Night Stalker yani gece avcısı. Ve bu ismi Richard öyle benimsiyor ve seviyor ki, medyanın bu lakabı takmasının ardından sağ bıraktığı bir kurbanının yanından ayrıldığı sırada “gece avcısı benim, onlara gece avcısının burada olduğumu söyle” falan diyor. Richard bir röportajında bu fiilleri işlerken güçlü hissettiğini söylüyor ve bence katillere verilen bu lakaplar onların sahip olmak istediği şöhreti ve gücü vermek konusunda az da olsa destek veriyor. Bir nevi onların nazarında onlara süper kahramanlık payesi veriyoruz. Daha önce Luka Magnotta’dan bahsederken (“Kedilere Bulaşmayın”) de söz ettiğim, genelde seri katillerde gördüğümüz bir şey var: o şöhrete sahip olmak ve yakalanmak için aslında garip bir istek duyuyorlar çünkü sahiplenebilmek için buna ihtiyaçları var. Ama aynı zamanda da yakalanacaklarını düşünmüyorlar ve yakalandıklarında kurtulmak için de ellerinden geleni yapıyorlar. Tuhaf durumlar vesselam.

The night stalker
Richard gösterisini yapıyor

Son olarak değinmek istediğim ise bizim halkımızda da sıklıkla gördüğümüz, bir işin içine cin, şeytan vb. dini ögeler girdiğinde, insanların korku katsayılarının durdurulamaz biçimde artması ve olayın o zaman daha büyük infial yaratması. Richard’ın sağa sola pentagram çizmesi ve sağ kalan kurbanlarının satanist yatkınlığı ile söyledikleri duyulduktan sonra halk büyük bir korkuya kapılıyor. Kardeş, gerçekten şu adam şeytanın bizzat kendisiyim dese inanmaz mıyız yani, yaptıklarına bak? Satanik ögeler barındırması adamın yaptığı akıl alır gibi olmayan vahşetleri, siz öğrenmeden önceki halinden daha mı kötü yaptı? Zaten kötüydü, ne artırdı ne azalttı yani. Ne diyeyim hiç bilmiyorum ama insanlık onuru fukarası Richard’ın bununla ilgili olarak röportajında söylediği güzel bir şey var insanlarda kötülük başka formlarda ve şekillerde olabiliyor. Bunun için önünüzde boynuzları olan, kıpkırmızı ve sağa sola pentagram çizip ayin yapan birine ihtiyacınız yok ey insanlık. Etrafınıza baktığınızda görebilirsiniz.

Son söz olarak basiretsiz polislerin yaptığı güzel bir hareketten söz etmek istiyorum. Richard ile ilgili insan öldürme suçlarından mahkûmiyet alabileceklerini fark eden emniyet güçleri, çocuklara duruşmada olayları anlattırarak, davanın devamı sürecinde bu vahşeti onlara tekrar tekrar yaşatmamak adına çocuk istismarı suçlamalarını ortaya koymuyorlar. İlk anda “ama çocuk istismarı bakımından suçlanmadı” diyerek hafif isyan etsem de bir iki dakika sonra onlara hak verdim doğrusu.

Evet dostlarım, yazımızın sonuna geldik ve ben Netflix’in bu içeriğini de oldukça akıcı, heyecanlı ve gergin buldum, genç yaşımda sinir stres sahibi oldum izlerken. Yine olayı yaşayan yahut bizzat takip eden emniyet mensupları tarafından anlatılması sebebiyle gerçekçiliği çok iyi yansıtılmış. Benim gibi adli/ kriminal yapımlar sevenlere tavsiyedir.

Yalnız söylemeden geçemeyeceğim, dizinin sonunda Richard’dan “beni anlayamıyorsunuz, anlamanızı da beklemiyorum, toplumun rasyonelleştirmesi” bilmem ne falan gibi 15 yaşında annemlere söylediğim tarzda cümleler duyuyoruz. Kardeş, çocukları istismar edip insanları öldürüp kadınlara tecavüz edip mutfaklarında kavun yemişsin, sen bunu diyecek yerde misin ya? Bak sinirlerim hopladı yine.

Ancak sorduğu güzel soruları size yöneltmek isterim;

  • Bir bebek doğuştan kötü olabilir mi?
  • Öyle mi olmuştur ya da yaratılmıştır?
  • Doğuştan seri katil midir?

Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın, çocuklarınıza da güzel davranın (yemin ederim gına geldi, dehşet veren çocuklar yetiştirip bela ediyorsunuz başımıza), insanlarla aranıza mesafe koymayı bilin (her anlamda) ve kapıyı pencereyi iyi örtün, aman ha!

Görüşürüz.

*Nil Karaibrahimgil: Koronavirüs ile ilgili “Önümüzde ailece evde geçireceğimiz günler vardı. Ben de üçümüzü, içimize katladım. Kendi ruhumu da ılık suya basmaya karar verdim. Bu pandemi günlerinde günlerin karışması, zamanın biçim değiştirmesi bana iyi geldi. Kozama girdim. Okudum, izledim ve yazdım.” şeklinde beyinleri yakan bir açıklama yapan, Polyanna’nın Türkiye şubesi şarkıcı.

Yazı: Yağmur Sevindi