Bir Köpek Konserve Açabilse Tüm Bu Acılar Diner Miydi? “After Life”

Seelam! Nasılsınız sevgili dostlarım? Ben bugün her zamanki heyecanımdan bir miktar fazlasını yaşamaktayım çünkü yazımın konusunu bir takipçimiz ile birlikte belirledik. Bu vesileyle, nasıl belirlediğimiz konusuna açıklık getireyim. Bizi Instagram’dan takip eden okuyucularımız bilir ki ayda bir iki kez, incelememizi istediğiniz bir dizi / film / sanatçı /albüm vs. var ise bunu bizimle paylaşmanızı rica ediyoruz. Böylelikle hem biz birtakım keşiflerde bulunuyoruz hem de sizin okumak istediğiniz konuyu ele aldığımız için ortak paydada buluşuyoruz. Geçen ay Instagram’da bu konuda bir anket yaptığımızda, After Life incelemesi isteyen bir okurumuz olmuştu. İşte yazımın hikayesi bu.

Yazının bundan sonraki kısmında seyir zevkinizi etkilemeyecek miktarda SPOILER bulunmaktadır. Ancak, ben önceden diziden bir sahne yahut diyalog bilmekten nefret ederim derseniz, yazının geri kalanını es geçmenizi öneririm.

Solda Tony’yi hayatta tutan tatlı köpekçik, sağda Tony (canlandıran Ricky Gervais)
Solda Tony’yi hayatta tutan tatlı köpekçik, sağda Tony (canlandıran Ricky Gervais)

Uzun bir girizgahtan sonra asıl meseleye giriş yapacak olursak, 2019 yılı Netflix yapımı bir dizi olan “After Life”ın başrolünü Ricky Gervais üstleniyor. Hemen araya girip dahiyane fikrimi de paylaşmak isterim. “After Life” isminin bu yapım açısından manidar bir seçim olduğunu düşünüyorum. Bence hem Tony’nin biricik eşi Lisa’dan (Kerry Godliman) sonraki hayatını, hem de semavi dinlerdeki ölümden sonra yaşamı temsil ettiği için kasıtlı konulmuş. (Kimsenin kesinlikle yapmış olamayacağı tespitlerin ‘gıralıçası’ mısın Yağmur reyis) (“Yedi Numara” dizisini hatırladınız mı?) Henüz iki sezonu yayınlanan dizi, çok hüzünlü bir temayı iki cümle ile izleyiciyi düşüncelere sevk etme gücüne sahip yaklaşık 30’ar dakikalık kaliteli diyaloglardan oluşan bölümlerle bize anlatıyor. Bu hüzünlü tema, başrol Tony’nin (Ricky Gervais) eşini kanserden, beklenmedik bir şekilde kaybetmesi sonunda hayata karşı takındığı tutum üzerine şekilleniyor. Tony, eşinin zamansız ölümünü bir türlü kabul edemeyen yani hayatta kalan, mutlu olan, mutlu beraberlik sahibi olan herkese öfkelenen, yani hayatın devam etmesine ve onun eşinin ölümüne rağmen dünyanın durmamasına kızgın biri olarak karşımıza çıkıyor. Burada Ricky Gervais karakterinin anlattığı duygu öyle içten ve gerçekçi ki, aynı acıyı paylaşmamak imkânsız. Büyük kayıpların ertesinde insanlar genelde iki tür davranış gösterir: Bir grup yas aşamalarını(*) tamamlar ve acısıyla yavaş yavaş hayata devam etmeye başlar, diğer grup ise kaybı sebebiyle duyduğu öfkeyi aşamaz. Tony’nin durumu bu ikincisine giriyor. Herkes hayatına devam ediyor ve Tony bu durumu gördükçe daha da sinirleniyor. Bu tavrına paralel biçimde, kayıplardan sonra insanların ona sarılmasını, üzgün olduğunu söylemesini, konunun açılmasını istemiyor. Paralel çünkü Tony insanların taziyesini kabul ederse eğer Lisa’yı kaybettiğini kesin olarak kabul etmesi gerekecektir artık. Lisa’nın ölümünü, dünyanın adaletsizliğini, bir sürü boktan insanın, boktan ve yalandan ilişkilerini yaşamaya devam ederken onun bir tanecik, kıymete değer Lisa’sını bir daha asla göremeyecek oluşunu yutmak zorunda kalacaktır. İnsanların ona sarılmasına ve başın sağ olsun demesine izin verirse ölümü kabullenerek dostlarının, acısına ortak olmasına müsaade etmesi gerekecektir ve hatta belki buna ihtiyaç duyacaktır. Taziye kabul etmeniz için ölümü kabul etmeniz gerekir dostlarım. Ölümü kabul etmek zordur çünkü insan aklının ötesindedir. İnsan, bilmediğinden korkar. Ve insan hem ölümü hem de ardını bilmez. İki saat aramasına geç cevap verdiğinde meraktan sağa sola haber saldığı sevdiklerini, işte bu bilmediği yere gönderir, her gün sevdiği yüzü toprağın bilmem kaç metre altına gömer, ne düşüneceğini bilmeden. İnandığı herhangi bir şey yok ise, artık tamamen kaybolduğunu kabul etmek zorunda kalır. Sevdiğinizi bir daha asla göremeyeceğinizi, yalnızca anıların kalacağını gerçeğini göğüslemeniz gerekir. İşte Tony’ de acı ve öfkesinden geçip bu gerçeği sindiremiyor. Ölüme hazır olmak pek mümkün değildir ama bazı ölümler yaş itibariyle beklenebilirken bazıları sizi şaşkına çevirir. Tıpkı Tony’nin eşi Lisa’da olduğu gibi. Değiştiremeyeceğiniz konularda sükûnet öfkeden, galip gelemeyeceğin bu muharebeyi kabul etmek ise savaşmaktan daha zordur. Gidip gidip değişmeyeceğini bildiğiniz o gerçekle savaşır, o duvara toslarsınız. İşte Tony de zor olanı yapamıyor. Çünkü ölümü kabul edemiyor, ederse gerçeğin ta kendisiyle, sevdiğinin yok olduğu gerçeği ile baş başa kalacak. Bu gerçeğin ağırlığını, herkese öfke kusarak yok sayamazsanız, olduğu gibi kabullenip, içinizde taşımanız gerekir. Defalarca elini tuttuğunuz, gözlerine baktığınız, sıradan şeyler yaparken dünyanın en mutlu iki insanı olduğunu düşündüğünüz o kişiyi sonsuza dek kaybettiğiniz durur önünüzde. Tony işte bunu kabul edemez. Bu yüzden Tony’e ne gelip sarılabilirsiniz ne acısını paylaştığınıza dair bir şeyler söyleyebilirsiniz. Sert gerçekçi olan Tony için, artık hiçbir şeyi idare etmeyen biri olarak tüm bunların boş olduğunu, üzülen kimsenin onun kadar üzülemeyeceğini, kimsenin onun çektiği acıyı çekmediğini, onu anlamadığını, anlayamayacağını, her ilişki kendine özel olmakla beraber onların daha da özel olduğunu bildiği için teselli edemezsiniz.

Dizide herkes Tony’yi sever ama belki de (bilge mezarlık arkadaşı hariç)  tek biri anlar, o da dergiye yeni gelen ve çok konuşmayan ama her konuştuklarında birbirlerine bakıp ağlamaya başladıkları Sandy (Mandeep Dhillon). Sandy, Tony’yi anlamaz belki ama acısını herkesten fazla ve ari olarak görür, o keskin acıyı hisseder, öyle hisseder ki Sandy’nin Tony’ye baktıkça canı yanar. Lisa’ya duyduğu o derin sevgiye şahittir artık. Bu nedenle Tony’yi teselli etmeye girişmez, Sadece tek bir sahnede şunu der “lütfen iyi ol Tony, kalbimi kırıyorsun” İşte bu cümle çok ağırdır. Çaresizdir. Seninle aynı durumdayız Sandy.

Dizide vurucu çok sahne var ama bir iki tanesini dillendirmeden geçmem mümkün değil. Haber yapmaya gittikleri bölümde eşini kaybetmiş bir adamın sevgi ve paylaşmak üzerine Tony’nin yaptığı o konuşma: Ben hiç fazla mesai yapmadım, bir an önce eve gitmek istedim, onu görmek ve zaman geçirmek istedim, herkes özel şeyler yaparken mutlu olduğunu düşünürken biz sıradan şeyler yaparken de mutluyduk.

Hep olumsuz ve yoğun bir duygudan bahsetmiş gibi oldum dostlarım ama dizide bir o kadar komik sahne var. Bu komik sahneler de diziye serpiştirilmiş ve öyle dengeli yapılmış ki, diziyi izlerken buruksunuz ama sizi boğmuyor. Tony’nin babası ile gerçekleştirdiği sanırım hemen hemen tüm sahneleri ama Nazi diyaloğu, efsane duvara resim çizme hikayesi, kapkaça uğrayan kadının yaşı ile ilgili sahne, kendi sütünden sütlaç yapan sahnede Tony ile birlikte yaşadığımız bulantı ve daha birçok sahne. Diziye bakıp şurası kötüydü, fazlaydı, baymıştı dediğim tek bir sahne yok. Yalnızca Tony’nin eksik anlatıldığını düşünüyorum, yani Tony eskiden aşırı eğlenceli imiş ama bu sadece eşi ile miydi, genele yaygın mıydı, bu kadar sert gerçekçi bir tarzı var mıydı ve daha niceleri… Bununla beraber mezarlıktaki bilge kadın arkadaşı ile tüm diyalogları, evet istisnasız, çok başarılı. Diyaloglar ve karakter seçimleri açısından bu dizi adeta bir resital. Çok fazla bahsedip yazımı okuyan dostlarımın alacağı keyfi düşürmek istemiyorum ama çöp ev adam, “seks işçisi” Roxy, James karakterini annesinin kocası ve tabii James’in babasının terki ile ilgili konuştuğu o tek sahne ile tanımamız, hepimizin sinirini bozan red pillci psikiyatrist, “en azından beni başkaları gibi yok saymadın” ve “aa bana söylediğin o laflar şaka değil miydi” diyalogları ile gönlümüzde yer edinen postacı ve daha niceleri. Kanımca Tony’nin yaşadığı en sert ve bizi de vurmayı es geçmeyen ilişki ise altın vuruş parası verdiği evsiz ile arasındaki bir çeşit acı arkadaşlığının işlendiği o sahneler, aynı olma konuşmaları ve devamı. Çok tadında, çok sağlam sahnelere sahip, muhteşem bir dizi. Buradan bize diziyi öneren okuyucumuza teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Kaybı bu kadar iyi anlatan, çok güzel yan karakterlere sahip ve bu karakterleri daha da irdelemelerini umduğum, 3. sezonunu büyük bir merakla beklediğim “After Life”a vereceğim puan 8,5/10. Kesinlikle listenizde olsun diyebileceğim dizilerden biri. Görüşmek üzere.

Bizleri ardında bırakıp giden tüm sevdiklerimize… Özlemle…

Kaynak: yas aşamaları

Yazı: Yağmur Sevindik