Gerçek Bir Kahraman Yalanlardan Doğmaz – “Wonder Woman 1984” İnceleme

GERÇEK BİR KAHRAMAN YALANLARDAN DOĞMAZ – “WONDER WOMAN 1984” İNCELEME

Wonder Woman
Wonder Woman (Gal Gadot)

Daha önceki yazılarımda, süper kahramanlara çocukluğumdan beri nasıl düşkün olduğumdan ve çizgi romanlarını, çizgi filmlerini ve oyunlarını nasıl tükettiğimden kısaca bahsetmiştim. Tahmin edersiniz ki böyle bir insan için Marvel ve DC’nin kurmuş olduğu sinematik evrenler (kısaca MCU ve DCEU) tam bir nimet olmuştu. Bu filmlere hiçbir zaman sinematografik açıdan eleştirel yaklaşmadım. Benim gözümde hepsinin anlamı; çocukluğumun kahramanlarını ve figürlerini kanlı canlı bir şekilde, hayallerimin de ötesinde sinema perdesinde görebilmekten ibaretti. 2012’de vizyona giren “The Avengers”ın ilk fragmanını izleyip hepsini bir arada gördüğümde heyecandan yerimde duramadığımı hatırlıyorum. O yüzden objektif olarak bakıldığı zaman fazlaca kusurlu ve eksik görülüp katı eleştiriler getirilebilecek bu yapımlara ben her zaman daha pozitif görüşler benimsedim. En yetersiz olanına bile “ya çerezlik işte izle geç” kafasındaydım (Tabii Infinity War, Winter Soldier, Guardians of the Galaxy gibi her şeyden bağımsız kendi başına da gayet başarılı yapımlar da oldu bunların içinde). İşte bu iyi niyetli yaklaşımımı bile suistimal edip gerçekten rezalet olan, hatta normalde bu tabiri kullanmayı hiç sevmesem de benim bile “çöp” gözüyle baktığım işler de oldu maalesef (İlk 2 Thor filmi ve özellikle Suicide Squad sanırım bunun en net örnekleridir. Hatta Suicide Squad’a “film” demek bile diğer filmlere hakaret olabilir). İlk “Wonder Woman” filmini de izledikten sonra “vasat ama çerezlik” kategorisine koymuştum, hatta tüm dünyada bu kadar olumlu eleştiri alıp beğenilmiş olması tuhafıma gitmişti ve bir sonraki proje olan “Wonder Woman 1984”e karşı bu yüzden pek de bir beklentim yoktu. Heh işte buna rağmen gidip “Suicide Squad” ile yarışacak düzeyde kötü bir şey çekmeyi başarmışsınız, tebrik ediyorum sizi DCEU… Hazırsanız bu SPOILER’lı ve bol gömmeli yazımıza başlayalım.

Direkt filmden bahsetmeden önce biraz DCEU’nun uyguladığı politikalara da değinmek istiyorum. Bana kalırsa MCU’nun başarısının en büyük sebebi, bu süper kahramanları seyircilerle yavaşça tanıştırıp tüm filmlerinde ortak bir komedi-ciddiyet dengesi sağlaması ve evreni yavaş yavaş, ilmek ilmek işlemesiydi. Kendilerinin bu başarısını gören DCEU ise yeni Avengers filmleriyle yarışabilmek adına bu kahramanları tanıtma ve kendini ağırdan satma olayını tamamen atlayıp Suicide Squad ve Justice League’i çıkartmıştı fakat ortada bir problem vardı. İnsanlar bu karakterleri daha önce kendi solo filmleriyle benimsemedikleri için birlikte yaşadıkları mücadeleleri fazla önemsememişti, üstelik DC evreni Marvel evrenine göre daha ciddi bir havaya ve karanlık bir tona sahip olmasına rağmen sırf MCU’da tuttu diye bu filmlere cıvıl cıvıl renkler, cicili bicili filtreler getirilip gereksiz bir mizah unsuru oluşturma çabası içine girilmişti (her dakika gülüp en önemli durumlarda bile şakalar yapan Batman mi olur allasen). Tabii ne oldu, her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdılar [Aslında “Batman v Superman”de bu dediğim ciddi ve karanlık hava vardı ancak o film de senaryonun içini dolduran önemli geçiş sahnelerinin kesilip atılmasından ve Marvel fanlarının eleştirilerinden dolayı kötü bir intibaya sahipti. DC yöneticileri ise kendi tarzlarının arkasında durmak yerine MCU çakması işler yapmaya girişince her şeyi iyice çorba yapıp patates ettiler işte (hayır bunları yazarken aç değilim)]. Sonrasında geç de olsa ders alıp bu karakterlerin kendi solo filmlerinde bireysel hikâyelerini anlatmaya başladılar. İzlememiş olsam da “Aquaman” ve “Shazam”in aldığı olumlu eleştirileri görünce yavaş yavaş toparlandıklarını düşünmeye başlamıştım ancak maalesef yanılmışım çünkü ““Wonder Woman 1984”” ile resmen evrenin içine etmişler.

Wonder Woman
“Run Diana Run!”

Film, adından da anlaşılabileceği üzere bizi 1984 yılına götürüyor ve ilk filmdeki olayların üzerinden yaklaşık 70 yıl geçmiş durumda. Diana bir enstitüde tarihçi olarak çalışmaktadır (kendisi yüzyıllardır yaşadığı için bu konuda uzman olması normal doğal olarak) ve part-time olarak da Wonder Woman’lık yapıp kahramanlık işlerine devam etmektedir. Yeni iş arkadaşı Barbara ile birlikte bir soygunda çalınan fakat daha sonra ele geçirilen tarihi eserleri incelemeye başlarlar. Diana, bu eserlerden biri olan dilek taşının gerçekten işe yaradığını ve ona dokunanın dileğini anında gerçekleştiğini fark eder. Tabii bu bilgiye sahip olan tek kişi kendisi değildir. Filmimizin kötü adamı olan Max Lord da ele geçirip güçlerini kendine aktarmak amacıyla taşın peşine düşer. Ayrıca Barbara ve başka insanlar da taşın dilekleri gerçek anlamda yerine getirdiğini bilmeden kendi isteklerini belirtirler ve her şey yavaş yavaş kaosa sürüklenir. Tabii hiçbirinin bilmediği şey ise taşın aslında bir Düzenbazlık Tanrısı tarafından yapılmış olduğu ve dileği gerçekleşen kişinin bunun karşılığında değer verdiği başka bir özelliğini kaybettiğidir. Diana ilk filmde kaybettiği sevgilisi Steve Trevor’ın geri dönmesini dilemiştir, bu gerçekleşir fakat kendisinin kaybettiği şey güçleridir, hikâye ilerledikçe yavaş yavaş güçlerini kaybetmeye başladığını anlar ve büyük bir ikileme ve arada kalmışlığa düşmeye başlar, olaylar şekillenir. Senaryoyu sanırım kabaca böyle özetleyebilirim.

Şimdi gelelim neleri beğendim, nelerden nefret ettim. Sevdiğim şeyler çok az olduğu için onları hemen başta aradan çıkaracağım. Amazon’daki yarış sekansı son derece başarılı ve izleyiciyi moda sokan bir giriş olmuş. Hem sinematografik açıdan hem de görsel efektler olarak tatmin edici bir açılıştı diyebilirim. Onun dışında Hans Zimmer abimiz sağ olsun müzikler, ses efektleri ve kullanıldıkları yerler de gayet yeterli ve doyurucuydu. Bir de her ne kadar beğenmemiş olsam da filmin tuhaf bir sürükleyiciliği vardı. Evet bazı şeylere aşırı sinir oldum, kurguda ve sahnelerde rahatsız eden çok fazla içerik vardı fakat buna rağmen 2,5 saatin nasıl geçtiğini anlamadım bile. Hiç bilmesem 90 dakika civarı sürdü derdim. Bütün bu nefretime rağmen sıkılıp baygınlık geçirmedim izlerken. Sanırım öfkem beni canlı ve ayık tuttu. Veee işte bu kadar… İnanın düşünüyorum düşünüyorum ama şu saydıklarımdan başka aklıma en ufacık bir pozitif yön gelmiyor filmle alakalı. Bir de çok zorlarsam, Gal Gadot’un bütün filmlerinde kaşlarını çatarak atmış olduğu klasikleşmiş ve itici bir süper kahraman bakışı var. Bu filmde neyse ki o klişe bakışı atmamış hiçbir yerde.

Bahsettiğim o gıcık bakış

Heh şimdi “doya doya sövüyoruz” kısmına rahatça başlayıp içimi dökebilirim.  Öncelikle oyunculuklar berbattı. Gal Gadot zaten hiçbir zaman iyi bir oyuncu değildi fakat idare ediyordu işte, en azından göze batmıyordu. “Wonder Woman 1984”te ise işin içine maalesef biraz daha duygu ve yetenek katılması gereken sahneler eklenmiş fakat Gal Gadot bu işin altından o kadar kalkamamış ki o en önemli sekanslar izleyicide hiçbir duygu uyandırmıyor. Baş kötümüz Max Lord’u canlandıran Pedro Pascal, karakteri de öyle bir karikatürize ve abartılı bir şekilde oynamış ki bir an “galiba Joker’ın origin story’sini falan izliyorum” dedim. Hayır bu kadar kasmaya ve tiyatrodaymışçasına büyük büyük oynamaya ne gerek vardı anlamadım. Yine 1900’lü yılların başlarında yaşayıp ölüp ondan sonra 84’te öbür taraftan geri gelen bir insana hayat verme konusunda da Chris Pine vasat bile diyemeyeceğim bir oyunculuk sergilemiş. Yani şöyle bir durumu ve yaşadığı şoku sanki atıyorum sadece başka bir ülkeye göç etmişçesine sıradan bir psikoloji ile aktarması beni çok rahatsız etti. Tabii burada sadece oyunculara değil senaristlere de laf söylemek lazım, sonuçta yazım kalitesi de büyük bir sorun.

Üstte bahsettiğim giriş kısmı dışındaki görsel efektler beni resmen 90’lı yılların sonuna götürdü. Hatta ne o yılları ya 99’da Matrix, Star Wars falan gördü dünya. Bu hiç abartmıyorum 80’ler yapımları kalitesindeydi. İzlerken resmen şok oldum. Ne yaptınız para mı çıkışmadı, ilk sahneleri 2 yılda geri kalanları 2 ayda mı çektiniz, zaman mı yetmedi de bu kadar batırmayı başardınız anlamadım (zaman yetmemiş olması mümkün değil çünkü pandemiden dolayı proje tam 2 kere ertelendi zaten). 1984’te geçiyor diye gidip efektleri de o yılların seviyesinde yapalım diye mi düşündüler acaba, söylesinler de bilelim yani. Adeta gözlerim kanadı diyebilirim. Bir de buna aksiyon sahnelerinin aşırı basit ve akılda kalıcı olmaktan son derece uzak olması da eklendiği zaman film çerezlik mertebesine bile erişemiyor. 2-3 estetik koreografi eklemek bu kadar zor olmamalı ya. Bu sıkıntılardan dolayı hiçbir zaman filmin içine girmeyi başaramıyorsunuz. Ha filmin içine girmek demişken, bunu engelleyen başka bir unsur da sahnelerin ve dekorların o dönemi doğru düzgün yansıtamamasıydı. Yani filmin adını bilmesem inanın 80’lerde geçtiğini hiçbir şekilde anlamama ihtimalim yüksekti. Gidip karakterlerin ellerine cep telefon verilse kimse de demezdi ki “aa telefonun ne iş var orada ya” diye. O zamanları hissettirmekten o kadar uzaktı yani.

Wonder Woman
Diana ve Steve kavuşurlar

Senaryo için de yine aslında kullanmayı sevmediğimi söylediğim ama mecbur kaldığım o kelimeyi kullanacağım: tam anlamıyla bir ÇÖP. Ben hayatımda bu kadar sırf yazılmış olmak için yazılmış ve klişelerde boğulan bir hikâye görmedim. Yani belki görmüşümdür de onlar da en az 15-20 yıllık yapımlardır ve çoktan tükendiler. Ya hadi gidip diğer çizgi roman filmlerinde görüp artık baymış olduğumuz şeyleri aldınız tamam da (kahramanın bir kayıp yaşaması, tam yenilmek üzereyken yenmesi gibi) ABD-Rusya gerilimi, nükleer füze tehlikesi, füzenin tam patlamak üzereyken durdurulması, içi boş ve motivasyonsuz kötü adam gibi 42875856 milyon tane yapımdan bildiğimiz ve insanı artık kusturacak şeyleri eklemeseydiniz bari ayıptır. Bir de “bi dilek taşı var. Eeee? Bütün istekleri yerine getiriyor, öyle işte” içeriğini yazmak için çok mu düşündünüz, masal mı yazıyorsunuz??? Bütün bunları bile geçtim de kendi içindeki 2 tane duruma artık kafayı yedim resmen. İlki şöyle ki; Steve 1. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybediyor ve 1984’te geri dönüyor. Yani arada daha önce de dediğim gibi yaklaşık 70 yıl var (bi de işin ilginci çizgi romanlarda Wonder Woman ve Steve aslında 2. Dünya Savaşı’nda yer almıştı ama niyeyse onu da değiştirmişler ilk filmde). Ve filmin başlarında Diana’nın Steve’in yokluğunda nasıl hayata devam etmeye çalıştığını ve onu nasıl özlediğini, onsuz nasıl yapamadığını görüyoruz. Ama öyle bir gösteriyorlar ki sanırsınız Steve öleli en fazla 7-8 ay falan olmuş havasında. Şimdi ben mi aşırı duygusuzum anlamadım ama bakın 70 yıl geçmiş aradan 70 KOCA YIL!!! İnsan bir yerde artık önüne bakıp hayatına devam eder ya. Yani 3-5 ay değil, 3-5 yıl değil tamı tamına YETMİŞ YIL!!! Yaratılan bu gereksiz boyuttaki hüzün imajı saçma geldi bana. Hayır bir de bütün ömürlerini birlikte falan da geçirmediler ki altı üstü 1-2 hafta birlikte oldular yani, helal olsun diyorum bu bağlılıklarına. Bari hiç değilse orijinaline sadık kalıp 2. Dünya Savaşı’nda tanışsalardı da aradaki süre biraz daha kısa olsaydı 😀

İkinci ayar olduğum duruma gelecek olursam; senaryonun bir yerinde Wonder Woman uçtukları uçağı özel güçleriyle görünmez hale getirebiliyor ve başka bir yerinde de direkt kendisi uçabilmeye başlıyor. Şimdi uçabilme konusunda bir sıkıntı yok, çizgi romanlarda da zaten olan bir yeteneği. Görünmezlik kısmı ise çizgi romanda bulunmayan bir özellik olsa da filmde o kadar sırıtmıyor, sonuçta başka süper kahraman filmlerinde de orijinalinde olmayan değişiklikler vardı (Sam Raimi’nin Spider Man’inin organik ağa sahip olması, Deadpool karakterinin filmlerde teleport ve kendi beyni içindeki farklı kişiliklerle sohbet etme özelliklerinin bulunmaması gibi). Ancak şöyle bir sorun var. E madem Wonder Woman 1984 yılında uçabiliyor ve cisimleri görünmez yapabiliyordu da niye gidip 2016 ve 2017’deki BvS ve Justice League savaşları sırasında bu çok değerli yeteneklerine zerre başvurmadı?!?!  Cevabı tabii ki o filmler çekilirken bu güçleri eklemek akıllarına gelmemişti ama madem en başta eklemediniz, bırakın öyle kalsın yani. Uçabilmek ya, bir karakterin kullanabileceği en harika kabiliyet belki de ama bütün o zorlu savaşlarda Wonder Woman’ımız tarafından tercih edilmiyor. Bu durum da o evrenin kendi içindeki tutarlılığını tamamen yok ediyor gözümde ve sadece bu film için değil, tüm DCEU filmleri için sinir bozucu bir hale geliyor.

Wonder Woman
Yarışmaya hazırlanan küçük Wonder Woman

İşte böyle, “Wonder Woman 1984”’ü eğer ilk filmin ve karakterin çok büyük bir hayranı değilseniz veya Gal Gadot’a âşık değilseniz kesinlikle tavsiye etmiyorum, boşuna 2,5 saat gibi uzun bir süreyi ziyan etmeyin. Henüz yakın bir geçmişte dergi yazarları olarak kendi aramızda sohbet ederken “ya ALLAH ALLAH biz her film hakkında illa güzel bir şey düşünmek zorunda mıyız? Hiç hiçbir şeyini beğenmediğimiz bir filmi tamamen gömerek yazamaz mıyız?” demiştik ama “Wonder Woman 1984” sağ olsun bu açığı harika bir şekilde kapatmayı başardı…

Yazı: Doğuş Karabulut