Buram Buram Kadın Kokan 10 Film

Bir yıl daha geçti ve bir yeni 8 Mart ile daha karşı karşıyayız. Her sene ciğerlerimizdeki son nefese kadar toplumsal cinsiyet eşitliği için bağırıp mücadele ediyoruz. Her günümüz haksızlığa boyun eğmemeye çalışarak geçiyor. Ancak her yeni gün maalesef birbirinden çirkin haberle, insanlığımızı sorgular olarak buluyoruz kendimizi. Bu film listesi yaşadığı haksızlığa boyun eğmeyen ya da boyun eğmemek için destek arayan tüm kadınlara gelsin. Yalnız değilsiniz kız kardeşlerimiz, elimiz hep elinizde! Şimdiden hepinize iyi seyirler diliyoruz. Umarım bu listede izlediğiniz filmler sizin için yalnızca birer film olarak kalmaz! Son olarak Nijeryalı aktivist yazar Chimamanda Ngozi Adichie’nin hepimizin aklına kazınması gereken şu sözünü de tüm dünyaya haykırarak listemize geçiyoruz:

“Bu kültürü değiştirmek bizim sorumluluğumuzdur. Kültür insanı yaratmaz. İnsanlar kültürü yaratır. Eğer bizim kültürümüzün kadınların tam insanlığı olmadığı doğruysa, o zaman kadınların tam insanlığını kültürümüz haline getirebiliriz ve getirmek zorundayız.”

Chimamanda Ngozi Adichie

“THE HOURS” (2002)

the hours
“The Hours” Film Afişi

“Virginia Woolf: Mrs. Dalloway, çiçekleri kendisinin alacağını söyledi.

Laura Brown: (Sesli okur) Mrs. Dalloway, çiçekleri kendisinin alacağını söyledi.

Clarissa Vaughn: (Bağırır) Sally, sanırım çiçekleri kendim alacağım!”

Aman Allah nasıl güzel bir film ile karşınızdayız haberiniz yok! 2003 yılında 75. Akademi Ödülleri’nde Nicole Kidman’a En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü, Ed Harris’e En İyi Erkek Oyuncu adaylığını, Julianne Moore’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu adaylığını getiren “The Hours” için bunlar haricinde En İyi Film, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Yönetmen, En İyi Müzik ve En İyi Uyarlama Senaryo adaylıklarını da anmadan geçmemek gerek. Michael Cunningham’ın aynı adlı romanından uyarlanan “The Hours”ın yönetmen koltuğunda “The Reader” filmi (ve daha niceleri) ile de çok iyi tanıdığımız Stephen Daldry oturuyor. Filmin konusu ise farklı zamanda yaşayan 3 kadının hayatlarının bir noktada kesişmesini konu alıyor: Gelmiş geçmiş en büyük feminist yazarlardan biri olan Virginia Woolf’un ünlü romanı “Mrs. Dalloway”!

Kadınların hayatlarını ve yaşadıkları türlü sorunları Virginia Woolf’un romanı ekseninde Virginia Woolf’un kendisi, 1950’ler California’sında yaşayan bir kadın olan Laura Brown ve 2002’nin Clarissa Vaughn’u aracılığıyla aktaran “The Hours”, tek kelimeyle bir şaheser. Her karesinden karakter akan ve her karesiyle kadın olmaya ve kadınların yaşadığı zorluklara ışık tutan bu muhteşem filmi her sanat sever ve feministin izlemesi zaruridir diyebiliriz!

 

“PERSEPOLIS” (2007)

persepolis
“Persepolis” Film Afişi

“Bir kez daha, her zamanki sonucuma vardım: Kişi kendini eğitmeli.”

Eveet, karşınızda büyük bir klasikle duruyoruz. Marjane Satrapi’nin aynı ismi taşıyan çizgi roman otobiyografisinin 2007 senesinde sinemaya uyarlanması ile “Persepolis” ile tanışmış olduk. Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nü, César Ödülleri’nde En İyi Adaptasyon Film ve En İyi İlk Film ödüllerini alan “Persepolis”, Akademi Ödülleri’nde ise En İyi Animasyon Film kategorisinde aday gösterilmiş ancak kazanamamıştır. Yönetmen ve senarist koltuklarında Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud’u gördüğümüz filmimiz, Marjane Hanım’ın çocukluğunu ve İran İslam Devrimi sürecinde büyüyüp ülkesini terk etmesi sürecini konu alıyor. Filmin dilinin Fransızca olduğunu da belirtelim.

Bir kadın olarak istemediği bir hayat tarzına maruz bırakılmanın ve de zorlanmanın ne demek olduğunu ufak da olsa hepimizin tattığını düşünüyoruz. Bir de bu zorlamanın cinsiyetiniz yüzünden tek başınıza araba dahi kullanamayacağınız seviyelerde olduğunu düşünün. Kulağa korkunç gelen bu senaryonun şu an tam siz bu yazıyı okurken komşumuz İran’da yaşandığını düşündüğümüzde işin ciddiyetini belki daha iyi kavrarız. Her yaştan insanın ancak özellikle kadının izlemesi gereken bir film olan “Persepolis”i hala izlemediyseniz mor bayraklarınızı alıp hemen ekran başına!

 

“4 MONTHS, 3 WEEKS AND 2 DAYS” (2007)

4 Monthsi 3 Weeks and 2 Days
“4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün” Film Afişi

2007 yılında Cannes Film Festivali’nde Palme d’Or da dahil olmak üzere 3 ödül alan filmimiz, 1987’nin Romanya’sında geçiyor. Bu 113 dakikalık filmde üniversite öğrencisi genç bir kadının yurttan arkadaşı ile bir otel odası ve doktor ayarlayarak yasa dışı kürtaj yaptırmasını izliyoruz. Arka planında Çavuşesku Dönemi’nde 1966’da ülkedeki doğum oranlarının arttırılabilmesi için çıkartılan kürtaj yasanın eleştirisi yer almaktadır. Bu yasanın dini argümanlar yerine devletin otoritesini ve bireyler üzerindeki kontrolü arttırmak amacıyla yapıldığı ve bu yasayla kadınların üremelerinin denetlenebilmesi için jinekolog muayenesinden geçmesinin zorunlu kılındığı ve son derece kısıtlı hallerde kürtajın yasal bir prosedür olarak kabul edildiğinin altı çizilebilir. Dolayısıyla bu yasa kadınları ölümcül riskler taşıyan merdiven altı kürtaj yöntemlerine ve pek çok istismara açık kılmış. O dönemde binlerce kadının bu yöntemler sebebiyle yaşamını kaybettiğini de belirtmek gerekir.

Düşük bütçeli filmimizde dört yıldan fazla bir süredir yurtta paylaştıkları yaşamın aralarındaki duygusal bir bağı oldukça kuvvetlendiren Otilia ile Găbița’nın dayanışmasını da görüyoruz.

Kürtaj politikaları, kadın bedeni üzerinde tahakküm, doğum ve ölüm, sınıfsal farklılıklar, çaresizlik ve dostluk üzerine düşünmek isteyenler için mükemmel bir film.

 

“GETT: THE TRIAL OF VIVIANE AMSALEM” (2014)

Gett The Trial of Viviane Amsalem
“Gett: The Trial of Viviane Amsalem” Film Afişi

2014 yılında İsrailli oyuncu, senaryo yazarı ve yönetmen kardeşler Ronit Elkabetz ve Shlomi Elkabetz’in kaleminden çıkan ve kadraja alınan filmimiz İsrail’de boşanmak isteyen bir kadının eril yasalarla ve eşiyle olan mücadelesine odaklanıyor.

Viviane Amsalem (Ronit Elkabetz) yirmi yılı aşkın süredir evli olduğu kocası Elisha’dan (Simon Abkarian) boşanmak istemektedir, ancak Elisha eşinden boşanmak istememektedir. Film boyunca İsrail’in aile yapısına, senelerce süren bir yargılama prosedürüne ve toplumsal ve yasal yapıya hâkim eril kodlara tanıklık ediyoruz. İsrail’de boşanma işlemlerini hahamlar yürütüyor ve boşanmalar da kocanın tanıklar önünde eşine “tüm erkeklerle görüşebilme izni” vermesi ve “get” adı verilen boşanma belgesini takdim etmesiyle gerçekleşebiliyor. Filmde de yargılama boyunca yeniden eşiyle bir araya gelme umudunu koruyan, kendisinin iyi bir koca ve dindar bir erkek olduğunu ispatlamaya çalışan Elisha’nın aslında karısının kendisinden ayrıldıktan sonra başka biriyle olabilmesi fikrine tahammül edemediği için süreci yavaşlatmak için elinden geleni yaptığını ve boşanmaya bir türlü yanaşmadığını görüyoruz.

SPOILER İÇERİR! Filmin sonunda Viviane ve Elisha boşanma konusunda bir anlaşmaya varırlar, mahkeme salonunda tanıklar belgeyi (“get”) imzalar ve hahamlar söz konusu belgeyi Viviane’e vermesi için Elisha’ya verir. Ancak boşanma töreni sırasında Elisha, Viviane’nin başka erkeklerle birlikte olmakta özgür olduğunu söyleyemez; Viviane ve Elisha mahkemeden atılır. Elisha, Viviane ile son dakika görüşmesi için yalvarır ve asla başka bir erkekle olmayacağına söz verirse boşanma hakkını kabul eder. Viviane söz verir ve ikisi boşanma işlemlerinin sonuçlandırılması için mahkeme salonuna döner.

 

“SUFFRAGETTE” (2015)

Suffragette
“Suffragette” Film Afişi

“Ahlaki kuralları erkekler belirliyor ve kadınların bunu kabul etmesini bekliyorlar…”

Suffragette” yönetmen koltuğunda Sarah Gavron’ın, yazar koltuğunda ise Abi Morgan’ın oturduğu 2015 yapımı bir dram filmi. Filmin ana oyuncu kadrosunda ise Carey Mulligan, Helena Bonham Carter, Brendan Gleeson, Anne-Marie Duff Ben Whishaw ve Meryl Streep yer alıyor. Anlayacağınız filmin hem kamera arkası hem de kamera önü bir hayli kadın kokuyor. Filmin konusu ise 1912 tarihinde Birleşik Krallık’ta kadınların oy hakkını elde etmek için gösterdikleri mücadele. İşçi sınıfına ait bir kadın olan Maud Watts’ın oy mücadelesine katılması etrafında şekillenen film, izleyiciyi Emmeline Pankhurst gibi tarihin önemli feminist aktivistlerinden bir tanesi ile de tanıştırıyor.

Yayınlandığı dönem özellikle ana kastın giydiği ve üzerinde Emmeline Pankhurst’ün filmde de kullanılan “Bir köle olmaktansa bir asi olmayı tercih ederim!” sözünün basılı olduğu tişört sebebiyle büyük tepkilerin odağı olmuştu bu film. Özellikle siyahiler tarafından “kölelik” meselesi hassasiyetle karşılanmış ve oyuncular ırkçılıkla itham edilmişti. Ancak ne yazık ki kanımca konu çok anlamsız şekilde ters bir noktaya çekilmişti. Zira filmde ilgili sahnede ya da Emmeline Pankhurst’ün tarihi konuşmasında bahsedilen kölelik “erkek egemenliğine” karşı kölelikti. Aksini ispat etme çabası ise bence geçtiğimiz yıl gerçekleşen “Black Lives Matter” protestoları süresince bir kısmın çıkıp “Sadece siyahların değil herkesin hayatı önemlidir!” duyarından pek de farklı olmuyor. Neyse bu rejisi, senaryosu ve oyunculukları ile toplamda baya hoş olan filmi izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyoruz. Bir kez de biz tekrar edelim mi? “Bir köle olmaktansa bir asi olmayı tercih ederim!

 

“HIDDEN FIGURES” (2016)

Hidden Figures
“Hidden Figure” Film Afişi

“Ne zaman öne geçme şansımız olsa, bitiş çizgisinin yerini değiştiriyorlar.”

Theodore Melfi tarafından yönetilen ve senaryosunu Allison Schroeder ile Theodore Melfi’nin, Margot Lee Shetterly’nin “Hidden Figures: The Story of the African-American Women Who Helped Win the Space Race” adlı biyografik romanından uyarladığı 2016 yapımı “Hidden Figures”ün baş rollerinde Taraji P. Henson, Octavia Spencer ve Janelle Monáe’yi izliyoruz. “Hidden Figures”, 1961 senesinde Amerika’daki ırkçılığın en keskin dönemlerinden birinde siyahi üç kadının NASA’da çalışmasını ve verdikleri mücadeleyi konu alıyor.

Beyaz bir insan için bile kadın olmanın günümüzde bile arka plana itilmek için geçerli bir sebep sayıldığı bu dünyada, 60’lar atmosferinde bir kadının hem cinsel hem de etnik kimliği ile ilgili ön yargıları yıkış hikayesi “Hidden Figures”. Hayatınızın bir kısmında eğer biri size “Yapamazsın!” dediyse o yapamazsını ne şekilde paçavra haline getirip çöpe atmanız gerektiği noktasında sizi yüreklendirecek bu filmi izlemenizi tavsiye ederiz. Ayrıca Pharrel Williams’ın filmin müziklerini yaptığını ve müziklere de bir göz atmanızda fayda olacağını belirtmek isteriz. İyi seyirler!

 

“CRYSTAL SWAN” (2018)

Kristal Kuğu
“Kristal Kuğu” Film Afişi

Yönetmenliğini ve senaristliği Darya Zhuk tarafından gerçekleştirilen 2018 çıkışlı film ilk gösterimini 2018 Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştirmiştir.

ABD sınırlarının göçmenlere olabildiğince düşmanlaştırıldığı bu zamanda, Amerikan Rüyası’nı taşıyan, hukuk mezunu Belaruslu genç bir DJ olan Velya’nın çok sevdiği “House” müziğin doğum yeri olan Chicago’ya gitmek için vize başvurusunda bulunma sürecini izliyoruz. 1996 Minsk’ini mesken eden filmde ana karakterimiz Velya, DJ olarak vize alamayacağını anlayınca göçmenlik bürosu tarafından daha kabul edilebilir bulunacak bir özgeçmiş yaratır. Kendisini kristal fabrikasının bir işçisi olarak gösteren birkaç belge hazırlatır ve vize başvurusunu bu evraklarla yapar. Ancak belgelerin gerçekliğini kontrol etmek isteyen görevlilerin fabrikayı arayacağını öğrenen Velya, panikle fabrikanın telefon numarasının son numarasını yanlış yazar başvuru formuna. Bundan sonra Velya’nın evraka yazdığı telefon numarasının sahibini bulup, göçmen ofisi aradığında kimliğini doğrulamaları konusunda ikna etme çabasını izliyoruz. Velya’nın telefon numarasını verdiği evde geniş bir aile yaşamakta ve evin büyük oğlunun düğünü için hummalı bir çalışma yürütülmektedir. Onun durumuna sempati duyan evin büyük oğlu Stepan (Ivan Mulin) düğün planları arasında bir anda Velya ile ilgilenmeye başlar.

Filmde hem Sovyet sonrası bir kimlik edinmeye çalışan Belarus’u ve değişen ekonomik ve sosyal hayatın izlerini, kırsal-kentsel yaşam farklılıkları ile buralardaki yaşamın birer parçası olan insanların yaşantılarını algılama şekillerindeki farklılıkları hem de üniversite okumuş, kendi ayakları üzerinde durmak ve hayallerinin peşinden gitmek isteyen genç bir kadının çabalarını ve farklılığı nedeniyle erkekler tarafından tüm cinsel tehditlere açık olduğunun düşünülmesini izleriz.

 

“#FEMALEPLASURE” (2018)

Female Pleasure
“#Female Pleasure” Belgesel Afişi

2018 yılı Barbara Miller’in uzun metrajlı belgeseli, arkaik ataerkil toplumlar ve dini cemaatler tarafından öğretilen sessizliği ve sürekli olarak uygulanan baskıyı kıran beş cesur kadının kendi istekleri doğrultusunda hayatlarını şekillendirme hikayelerini anlatıyor. Hem erkeklerin hem de kadınların dış dünyanın bilgisinden “korunduğu” dar bir Hasidik toplulukta büyüyen, 17 yaşında tanımadığı bir adamla evlenmeye zorlanan  ve yıllarca cinsel cehaletten acı çekerek sonunda topluluğundan tamamen kaçan Deborah Feldman; kadın sünneti mağdurlarından Somali doğumlu İngiliz terapist Leyla Hussein ve Hintli doktor Vithika Yadav; kendi vajinasını temsil eden heykeller yaptığı için hapis cezasıyla tehdit edilen ve Rokudenashiko adıyla anılan Japon manga sanatçısı, bir rahip tarafından cinsel saldırıya uğrayan ve kadın üstleri tarafından suçlanan Alman rahibe Doris Wagner.

Hakaretler, tehditler ve yasal kovuşturmalara maruz kalan, büyüdükleri toplumların dışına itilen ve hatta dini liderler ve fanatikler tarafından ölüm tehditleri alan bu kadınlar büyük bedeller ödeyerek dini kuralların ve kültürel engellerin ötesinde cinsel özgürlük ve özerklik için savaşıyor.

“Beş Kültür, Beş Kadın, Bir Hikâye” sloganına sahip belgesel, Japonya’dan Hindistan’a, Somalili Müslüman diasporasından Brooklyn’deki Hasidik topluluğuna ve Avrupa’daki Katolik din adamlarına kadar yeryüzündeki tüm kültürleri, dinleri ve kıtaları kapsayan ve günümüze değin süregelen, kadınların kadın bedenlerinin ve kadının cinsel özerkliğinin konumunu erkeğin arzularına ve üremeye endeksli olarak belirleyen evrensel mekanizmaları gösteriyor.

 

“SİBEL” (2019)

sibel
“Sibel” Film Afişi

Çağla Zencirci ile Guillaume Giovanetti’nin yönettiği; Damla Sönmez, Erkan Kolçak Köstendil, Emin Gürsoy ve Elit İşcan’ın başrollerini paylaştığı “Sibel”, Giresun’un Kuşköy’ünün yamaçlarında, ıslıkla (Kuş Dili / 2017 yılında UNESCO tarafından da “Acil Koruma Gerektiren Somut Olmayan Kültürel Miras” listesine dahil edildi) iletişim kuran köylülerin arasında beliriveren ve çocukluğundan beri dilsiz olan Sibel’in özgürleşme arayışına tanıklık etmemizi sağlıyor.

Prömiyerini yaptığı Locarno Film Festivali’nde Ekümenik Jüri ve FIPRESCI ödüllerini kazanan ve Toronto Film Festivali’nde de gösterim yapan filmimiz Adana Film Festivali’nden de En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülleri ile döndü.

Filmde, köye karakterini veren kuşdilini insanlarla iletişim kurabilmek için mecburi olarak kullanan bu genç kadının köylülerce uğursuz olarak nitelenerek dışlanmasını (aslında bu küçük Karadeniz köyünde üretimi şekillendiren ve sürdüren kadınlar ve yine kadınlar sosyal yaşantının temel dinamiklerini belirliyor. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet rollerinin kadınların erkeklerle eşitliğine göre şekillenmesini bekleyebiliriz, ancak böyle bir farkındalık olmadığından ülkemize egemen olan eril tahakküm kodları bu bölgeye de hâkim. Ancak Sibel hâkim olan bu cinsiyet rollerinin dışında olması / farklı olması sebebiyle köylü kadınlar tarafından dışlanıyor ve ötekileştiriliyor) ve köylüler tarafından kabul edilmek / benimsenmek için köylülerin korktuğu ve kadınların dağa çıkmasını engelleyen, Gelin Kayası’na gidip kına hazırlığı yapmalarına izin vermeyen kurdu bulup öldürme çabasını izliyoruz.

 

“PROMISING YOUNG WOMAN” (2020)

 

Promising Young Woman
“Promising Young Woman” Film Afişi

“Bu sadece, kadınları ezmek için kullanılan ruh emici bir sistem ve bu çok b*ktan.”

Geldik taze taze karşımıza çıkmış her şeyiyle feminist bir filme. 78. Altın Küre Ödülleri’nde Drama Dalında En İyi Film Ödülü, Drama Dalında En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, En İyi Yönetmen Ödülü ve En İyi Senaryo Ödülü olmak üzere 4 adet adaylık alan “Promising Young Woman”’ın senarist ve yönetmen koltuğunda Emerald Fennell’ı görüyoruz. Oyuncu kadrosunda ise yukarıda “Suffragette” filminde de adını andığımız biricik Carey Mulligan, Bo Burnham, Alison Brie, Jennifer Coolidge ve Adam Brody’i izliyoruz. Filmimizin konusuna gelecek olursak: 30 yaşında, tıp fakültesini bırakmış ve bir kahve dükkanında çalışan genç kadın Cassie, haftada bir gün bir bara gider ve ayakta duramayacak kadar sarhoşmuş gibi davranır. Amacı ise onu istismar etmek için “yardım etmek” bahanesiyle yanına yaklaşan ve onu evine götüren erkekleri bulmaktır. Cassie’nin bu davranışının altında ise çok makul sebepleri vardır. Film bir kesit hikayesi olmadığı için daha fazla detay vermek istemedik (Arzu ederseniz filmin eleştirisini detaylıca buradan okuyabilirsiniz: https://ilerigeridergi.com/sinema-tv/sinema/intikamin-en-sasirtici-hali-promising-young-woman-film-incelemesi/ ). Tek söyleyebileceğimiz dört tarafı sistem eleştirisi ile bezeli ve her zerresinden kadın kokusu gelen bu filmi hepinizin izlemek zorunda olduğu! Haydi gidin bilgisayarınızı açın, marş marş!

Yazı: İnci Ece Akyalçın & Zeynep Tanyeri