Ufkunuzu Genişletecek Alternatif İşler

UFKUNUZU GENİŞLETECEK ALTERNATİF İŞLER

Daha önceki yazılarımda ve listelerimde de belirttiğim gibi müziğin alternatif ve türleri birbirine geçiren yanını, onun bu sürprizlerle dolu tarafını çok daha fazla seviyorum. Bu alternatif tarafı her yazımda özellikle belirtiyorum ve altını çiziyorum ki ana akım işlerin arasından bir nebze sıyrılabilip kendine sevenleri vasıtasıyla yer bulsun. Bu yazımda, ülkemizde kendine birçok mecrada pek fazla yer bulamayan, dünyada dahi ana akım işlerin arasında kaybolup giderek hak ettiği kıymeti göremeyen bazı müzisyenleri, onları tanıdığım ve sevdiğim albümleri vasıtasıyla değerlendirecek ve sizlere tanıtmaya çalışacağım. E haydi o zaman, vakit kaybetmeyelim!

Titanic Rising

WEYES BLOOD “Titanic Rising” (2019)

[Baroque pop]

2019 yılı, müzik camiası için son yılların bir benzerini teşkil eden işlerle ve süregelen tıkanıklığın 2010’lu yılların ikinci devresinin son anlarına yansımalarıyla doluydu. İşte tüm bu hengamenin arasından sıyrılarak kendine yer edinmiş müthiş bir albüm… İlk şarkı “A Lot’s Gonna Change”den son şarkı “Nearer to Thee”ye dek inanılmaz bir akış ile devam edip gidiyor bu albüm. Weyes Blood, bizi alıp önce suratımıza 60’lar ve 70’ler dönemi esintilerini çarpıyor daha sonra da kendi hülyalı ve cafcaflı düşünce akışının içerisine sokuyor. Tüm bunları yaparken de dikkat çekici bir prodüksiyon ile kaliteyi en üste çıkarmayı başarıyor. Dinlerken kendinizden bir şeyler bulacağınız ve 42 dakikanın sonunda otomatikman yeniden başlat tuşuna basacağınız bir albüm sizleri bekliyor.

Favori parçalarım: Andromeda, Movies, A Lot’s Gonna Change

 

Quiet Signs

JESSICA PRATT “Quiet Signs” (2019)

[Folk]

Belki de boşluk, anlam bulmak için bir fırsattır. Ya da en azından Jessica Pratt için böyle olabilir. Bu albüm, Jessica’nın en iyi albümü. Şüphesiz. Sakin, sessiz bir hülyalar geçidine adımımızı Jessica’nın dingin ses tonu ve yönlendirmeleri aracılığıyla atıyoruz. Albüm ilerleyip güçlendikçe fark ediyoruz ki sadelik de harekete geçmiş. Ancak bu sadelik, “az çoktur” anlayışının bir yansıması gibi aslında. Semavi bir ses tonu, dinginliğin ve sakinliğin zirve yaptığı anlar ve tüy gibi hafifleşerek kendinizi kollarına bırakacağınız 9 adet parça. Yarım saatten az süren bu albüm, esrarengiz bir biçimde sizi tesiri altına almayı başarıyor.

Favori parçalarım: As the World Turns, This Time Around, Aeroplane

 

ORFEAS PERIDIS – “Ah Psihi Mou Fantasmeni” (1992)

[Greek folk]

Orfeas’ı bu listeye eklemek istememin sebebi onun kesinlikle hak ettiği değeri görmediğini düşünmemdir. Kimilerince bu albüm onun en iyi albümü olmayabilir. Hatta çoğu kişi 1996 tarihli “Kali Sou Mera An Xipnas” adlı albümünün daha iyi olduğunu savunacaktır. Ancak ben, onun sanatsal zenginliğini ve kültürel birikimini en iyi yansıttığı albümünün bu albüm olduğunu düşünüyorum. Orfeas’ın sesini ilk duyduğum anda daha önce hiç rastlamadığım bir tını duymuş ve hiç tecrübe etmediğim bir hissiyata gark olmuştum. Yunan dilinin fonetiğinden mi yoksa komşuluktan mı bilinmez ama Orfeas’ın dilinden dökülen her bir kelime sihirli bir etkiye sahip bünyemde. Bunca zamandır döndürmekten asla usanmadığım bu albümü sizlere de şiddetle tavsiye ediyor ve Orfeas’ın bünyenizi sarsacağının garantisini veriyorum.

Favori parçalarım: Katadisi, Fevgo, Fotovolida

TRICKY – “Maxinquaye” (1995)

[Trip hop]

Aslında başka bir ülkede olsak tahminen bu albümü buraya eklemem oldukça abes kaçacaktı. Ancak ülkemizde bu muhteşem ötesi albümün yeterince bilindiğini, bilinse dahi değerinin anlaşıldığını düşünmüyorum. Tricky’nin annesinin ismini koyduğu bu müthiş albüm, Portishead’ın “Glory Box”ından sampleladığı şarkısı, Public Enemy yorumu ve dahasıyla bünyelerde patlamalara ve hasarlara sebebiyet vermişti o zamanlar. Aradan geçen 26 yılda şunu söyleyebiliriz ki trip hop sularında yüzen hiç kimse bu seviyeye ulaşamadı. Kimilerince bu cümlem “kişisel” olarak değerlendirilebilir elbette. Ancak ben bu görüşü savunmaya ve bu albümün değerini ispatlamak için uğraşmaya devam edeceğim. Trip hop etiketine dahi sığmayan bu tahrip edici albümü deneyimlemediyseniz derhal bunu yapmanızı tavsiye ediyorum.

Favori parçalarım: Black Steel, Hell is Round the Corner, Aftermath

GEVENDE – “Kırınardı” (2017)

[Psychedelic folk/Art rock]

İşte bu listeye en çok uyan topluluk ve albüm. Gevende, Eskişehir çıkışlı olan ve uzun süredir de faal olan bir grubumuz. Kesinlikle mistik, bu ülkede diğerlerine pek benzemeyen ve farklı bir havaya sahip olduklarını düşünüyorum. “Kırınardı” ise bu havayı inişli çıkışlı anları, duygu değişimleri ve eşine pek rastlamadığımız bütün bir müzikalite ile pekiştiriyor. Belirli kesitlerle dinginleştirip sonra bir anda dumura uğratan sonra tekrar sakinleşen bu albüm, tüm bunları muazzam bir akış içerisinde gerçekleştiriyor.  Kendi sözleriyle, “kırınardı, gitmek ve kalmak arasındaki ikilemden, yaşadığımız mekânda üretmeye ve aslında mücadele etmeye odaklanarak bir çıkış yolu arama hali.” olarak da tanımlanan bu albüme ve Gevende’ye bir şans vererek kendinize çok şey katacağınızı düşünüyorum.

Favori parçalarım: Tophane’de Güneşli Günler, Ağlaya Ağlaya, Kırınardı

GONJASUFI – “A Sufi and A Killer” (2010)

[Alternative hiphop/Psychedelic soul]

Gonja’nın çıkış albümü ve en iyi albümü olduğunu söylersem pek de yanılmış olmam sanırım. Oldukça ham, lo-fi bir sound ve harika elektronik öğelerle bezeli olan bu güzide albüm, her şeyin tam kararında olduğu, her bir detayın iyi düşünüldüğü ancak asla aşırıya kaçmayan bir iş kesinlikle. Alabildiğine uzanan bir otoyolda otomobilinizi sürerken sesi artırıp zevkin doruklarına ulaşmanızı sağlayacak anlar vaat eden bu albüm, birkaç şarkısının Erkin Koray örnekleri içermesiyle halihazırda etkileyici oluşunu daha da bir artırıyor. Batı ve Doğu’nun farklılıklarını ve çeşitliliklerini doğal bir sentez olarak biz dinleyicilerine sunan Gonja, tam da benim istediğim kaosa, yani türlerle olan tuhaf dansa ve birlikteliğine ev sahipliği yapıyor. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir tat.

Favori parçalarım: Ancestors, Duet, Klowds

 

Replica

ONEOHTRIX POINT NEVER – “Replica” (2010)

[Sampledelia/Ambient]

Bu albümü tek kelimeyle anlatmak isteseydim eğer en yakın kelime “tuhaf” olurdu. Ama bu bahsi geçen tuhaf, bildiğimiz bir tuhaf da değil. Tuhaf ama o tuhaflığı sonuna dek merak ettiğin, bilincinin derinliklerinde gizlenen ilginç detaylar ve kavramlarla boğuşarak ilmek ilmek örülmüş bir rüya gibi adeta bu albüm. Sanki sürekli bir şekilde sığ bir suda boğuluyormuşsun da bir türlü ayağa kalkıp kendine gelemiyormuşsun gibi hissettiren sekanslara sahip olan albüm boyunca sürüp giden samplelama süreci ve sampleların kullanımı alışılmışın dışında. Projenin ardındaki isim Daniel Lopatin, bu sampleların çoğunun 80li yıllardaki reklamların VHS formatındaki kalıntılarından oluşturulduğunu söylemişti hatta bir defasında. Velhasılıkelam, bu albüm, ilk dinleyişimden itibaren peşimi asla bırakmayan bir güzellik. Sadece Lopatin’in kataloğunu değil tüm elektronik müzik sahnesinin çehresini değiştiren bu albümü herkesin tecrübe etmesini dilerim.

Favori parçalarım: Power of Persuasion, Nassau, Replica

SUN KIL MOON – “Benji” (2014)

[Contemporary folk]

Mark Kozelek adlı müthiş insanın elinden çıkan en iyi iş olabilir kanımca bu şahane uzunçalar. Mark’ın sesi eşliğinde bizi çıkardığı 1 saatlik yolculuk, bize ölümle ilgili birçok şey anlatıyor. Ayrıca sadece bununla da kalmayıp şarkı yazarlığının ve söz yazımının bize ne denli kıymetli ve zorlu olduğunu öğretiyor. Bu albümü yazdığı 2014 senesinde 47 yaşında olan sevgili Mark, ölümün kaçınılmazlığıyla ve 40’lı yaşlarının sonlarında olan bir adamın, yani kendisinin, gençliğinin geçip gitmesiyle yüzleşiyor. Bir orta yaş krizi anlatısını adeta örnek niteliğinde tecrübe ediyoruz. Bu kadar basite indirgemek doğru mu bilemedim, zira kendisinin niyeti tam olarak bu da olmayabilir. Ancak her ne olursa olsun, ele aldığı ana konu ve bu konuların birleşerek çıktığı ana cadde, bizleri koskoca bir denizin sahiline, sakin dalgaların sesiyle baş başa kalacağımız bir yere gönderiyor.

Favori parçalarım: Carissa, I Watched the Film The Song Remains the Same, Ben’s My Friend

MOSES SUMNEY – “græ” (2020)

[Art pop]

2020’nin en iyi albümlerinden biriydi şüphesiz. Kendi 20 albümlük listemde yer vermesem de daha geniş bir listede iyi bir yerde kendine rahatlıkla yer bulabilecek bir albüm. Muhtelif nedenlerden dolayı kimi çevrelerce yıl sonu listelere dahil edilmemiş, bazılarınca ise bahsettiğim gibi yukarılarda bulunmuştu bu albüm. Kimilerince uzun sayılabilecek bir duble uzunçalardan bahsediyoruz en nihayetinde. Ancak toplamda 20 şarkı barındıran 1 saat 5 dakikalık bir albümü uzun olarak değerlendirmemek gerekir bana sorarsanız. Albümün içeriğine gelecek olursak… Moses, önceki albümünün aksine burada ses bolluğundan doğan kişisel çeşitliliğini ve kafasının içerisinde dinmek bilmeyen o keşif merakını uzunçaların tamamına yedirmeyi ustalıkla başarmış. Albümün teması, prodüksiyonu ve Moses’ın vokal performansı çok ama çok leziz bir 65 dakika sunuyor bize. Bu albüm, kendisinden beklenenlere daima mukavemet eden ve çok daha farklısını veren Moses’ı tanımak ve aklını kurcalayan düşüncelerle haşır neşir olmak için biçilmiş kaftan.

Favori parçalarım: Cut Me, In Bloom, Me In 20 Years

Return of 4eva

BIG K.R.I.T. – “Return of 4eva” (2011)

[Southern hiphop/Conscious hiphop]

Krit’i sahneye sokan, yeteneklerinden faydalanmamızın ve onu tecrübe etmemizi sağlayan o albüm. Aslında bu albüm daha çok bir mixtape. (hiphop/rap müzikte müzisyenlerin ücretsiz sunduğu ve kendilerini dinleyiciye hatırlattıkları albümler) Ancak Krit’i tanımak için önemli bir iş olduğunu ve genellikle kimi çevrelerce göz ardı edilen bir albüm olduğunu düşündüğümden burada bu albüme yer vermek istedim. Krit’i tanıyanlar onun son derece çalışkan, anlamlı şarkılar yazan ve prodüksiyon gibi birçok işi kendisi halletmeye çalışan bir kişi olduğunu bilir. Albümün içeriği ırkçılık ve benzeri gibi birçok farklı ve önemli konudan oluşmakta. Hiphop ve rap müzikte oldukça önem arz eden bazı derslerden de yüksek bir notla geçtiğini düşünmekteyim bu mixtape ile Krit’in. “Sookie Now” adlı parçada Mad Men dizisinin unutulmaz baş karakteri Don Draper’ın birkaç cümlesini dahi duyuyoruz. Uzun lafın kısası bu albüm, oldukça akıcı başlayıp sona eren, farklı tarzlara göz kırpan ve sahneye yepyeni bir yetenek sunan bir güzellik olarak 2011’in en iyi albümleri arasına kendisini sokmayı başarmıştı. Denemeden geçmeyiniz.

Favori parçalarım: R4 Theme Song, Another Naive Individual Glorifying Greed & Encouraging Racism, American Rapstar

ALTERNATİF SESLERİN AKIBETİ

Ana akım medyanın gözdelerinin arasında kaybolan ve kendilerine alternatif sahneler ve kitleler arayan bu güzide sanatçılara ve onların şahane albümlerine bir şans vererek ufkunuzu genişletebileceğinizi düşündüğüm bir liste yaratmayı amaçladım. Bu listedeki sanatçılar belki öyle pek fazla göz önünde değiller. Ancak, kesinlikle belirtmem gerekir ki bu listede yer verdiğim kişi ve kişiler, müzikleriyle biz müzikseverlere anlatmayı amaçladıkları şeyler, söz yazım süreçleri, prodüksiyon teknikleri gibi birçok farklı açıdan değerlendirilip bu açıların tamamında kendilerine has izler bırakan zatlar. Umarım sizler de benim deneyimlediklerimin bir benzerini, hatta daha farklısını ve fazlasını yaşarsınız bu albümleri dinlerken.

Yazı: Ege Demir