Haydi Selametle! Godspeed’den Yepyeni Albüm: “G_D’s Pee At State’s End!”

Bu platformda ve bu yazı köşesinde daha önce bambaşka grup veya müzisyenlerle alakalı birçok bilgiyi, onlara dair yorumlarımı ve müzikleriyle hayatıma neler kattıklarını aktarmaya çalıştım siz sevgili okurlarıma. Bunu yaparken de genellikle, gözden kaçmış ya da ana akım medya tarafından göz ardı edilmiş bazı müzisyenleri ön plana çıkarıp okurlarıma yeni bakış açıları (burada ve burada liste halinde hatta.) kazandırmayı amaçladım aslında. Bu yazımda, yine benzer bir anlayış ve yeni albümlerinin çıkması sebebiyle tanıtacağım oldukça tuhaf bir topluluk var: “Godspeed You! Black Emperor”. Bu yazıyı kaleme aldığım gün itibarı ile yayımlanmasının üzerinden henüz bir gün geçti. Gelin, “G_d’s Pee AT STATE’S END!” isimli yepyeni GY!BE (kendilerinden kısaca bu şekilde bahsedeceğim.) uzunçalarını inceleyelim ve bu grup hakkında bilgi edinelim o halde.

Art rock / post-rock sahnesinin göz bebeklerinden biri olan GY!BE, son 4 sene içerisindeki ilk yeni albümünü henüz yayımladı. Geçtiğimiz senelerde, konserler henüz normalken ve insanlar canlı müzik deneyimleyebilir haldeyken bu albümden bazı parçaları canlı icra eden grup, 2020’nin sonlarında “E yani, artık şunları stüdyoda kaydedip salalım bari!” demiş olsa gerek. Öncelikle belirtmem gerekiyor ki, bu albüme dair genel kanı ortalamanın üzerinde bir kaliteye sahip olduğu yönünde. Şimdi kısaca irdeleyerek ben de bu genel değerlendirmeye katıldığım ve katılmadığım durumları belirtmek istiyorum.

Godspeed You! Black Emperor (photo by Yannick Grandmont)

Aslında bu albüm, birçok yönüyle karşıtlıkların birbiri ardına gelip dengeli bir bütün oluşturmasını anlatıyor. Örnek verecek olursak, arka planda silah ve patlama sesleri duyuyoruz. Ancak hem aynı anda hem de daha sonra kilise çanları ve kuş cıvıltıları da duyuyoruz. Bu yönüyle albüm, dengeli bir zemin üzerinde seyrediyor diyebilirim. Bu denge aslında bir bakıma post-rock’ın genel özellikleriyle de örtüşüyor. GY!BE’nin müziğinde de sıklıkla tanık olduğumuz minimalizm içerisine serpiştirilen patlayıcı enstrümantasyon ve bunların nihayete erdiği noktada erişilen bir denge.

Bunların dışında, GY!BE’nin müziğinde görmeye alıştığımız o matemli hava da kendine elbette yer edinmeyi başarmış bu albümde. Özellikle “Fire at Static Valley” isimli parçada giderek yükselen bu mevzubahis hava, daha sonra albümün belirli kısımlarında yerine muğlaklığını koruyan bir mest oluşa bırakıyor. Bu duygu değişimlerinin sebebini ise bambaşka bir olaya bağlamamız gerekiyor elbette: Konsept. Tamamıyla emin olamamakla beraber, hükümetin inanılmaz derecede yozlaştığı ve asimile olmayanı yok etmeye yeltendiği post-apokaliptik bir düzenden bahsediliyor bu albümde. GY!BE ise bu isyanın liderlik ipin göğüsleyen kişi. Pek anlaşılmayan radyo anonsları ile başlayan “GOVERNMENT CAME (9980.0kHz 3617.1kHz 4521.0kHz)” isimli parçada, enstrümantasyonun ilerleyişinden ve kendi içindeki düzeninden dolayı yukarıda bahsettiğim bir ortamda gerçekleşebileceği ihtimalini zaten kafanızda artırıyorsunuz.

Tüm bu konsept ve denge işlerinin ardından, bu albümü aslında biraz da bütün GY!BE albümlerinin paylaşılan ögeleriyle beraber, yepyeni bir bağlamda ele alınarak ve şarkılarda daha farklı doruk noktaları oluşturarak tuhaf bir bileşim elde etmek olarak değerlendirebiliriz sanırım. Bazı yerlerde, “Aaa evet, GY!BE bu!” dediğim oldu. Bu da benzer ögelerin kullanıldığına işaret ediyor elbette. Bu tekrara dayalı durumlar dışında biraz evvel bahsettiğim bağlam durumu sebebiyle yenilikçi bir yönü de var tabii ki albümün.

Ne olursa olsun, bizimkiler başta bahsettiğim o dengeyi elde tutmayı başarıyorlar. Dünyada gerçekleşen türlü saçmalığa, kaotik olaylara ve kötülüklere rağmen yine de albümün bütününe yayılmayı başaran, “Cliffs Gaze” adlı parça ile başlayıp kendini iyiden iyiye hissettiren bir umutlu olma durumu da mevcut. Post-rock’ın ve icracılarının damarlarına işlemiş olan sözlerden ziyade patlayıcı melodilerle gerim gerim gerilen bir telin patlamaya hazır hale gelmesi. Tabii ki en nihayetinde, bu gerginliğin ve fevriliğin üzerine dinginleşme ve dengeyi sağlama durumu.

Godspeed You! Black Emperor sahnede

İşte bu uzunçalarda da, değerlendirmenin çoğu yerinde bahsettiğim formülü ustalıkla uygulamayı başarmış sevgili GY!BE. Yeni bir bağlam ve konsept ile tekrara bağlayan birtakım ögelerinin çarpışması ortaya böyle zevk alınası bir iş çıkarmış diyebilirim. Genel anlamda bana 52 dakikalık bir duygu fırtınası yaşatarak bir kez daha yüzümü çıkarmayan bu delilere bir teşekkürü borç bilirim efendim.

Daha önce liste şeklinde kısa değerlendirmelerini yaptığım albümlerden Black Country, New Road albümü “For the First Time”, Genesis Owusu’dan “Smiling With No Teeth” ve henüz kaleme almadığım Armand Hammer & The Alchemist’in harikulade hip hop albümü “Haram” ile bu senenin en iyilerinden biri olduğunu söyleyebilirim.

Grubun ise 2012 çıkışlı “Allelujah! Don’t Bend! Don’t Ascend!” isimli albümünün ardından en iyi işi olmuş kesinlikle.

8.2/10

UPUZUN PASAJLAR VE ANLATILMAK İSTENEN HİSLER

GY!BE’ye dair anlatabileceğimiz pek çok şey mevcut elbette. Birçoğunu yeni albümlerini incelediğim esnada yukarıda anlatmaya çalıştım. Aslında GY!BE, bir müzik grubundan çok daha fazlası bana kalırsa. Bizlere icra edip sundukları parçalar ise müzikten ziyade hayatın belli alanlarında veya anlarında bize fon olabilecek düzeyde içimize işleyen pasajlardan oluşuyor. Kavramları alıp ustaca notalara çeviren bu deliler topluluğu, ilk iki albümüyle post-rock’ın ve kendilerinin klasik müziğin modern bir yansıması olduklarını kanıtladılar. Böylesine büyük bir iddiada bulunmamı yadırgayacak kişiler elbette çıkacaktır. Ancak, nasıl ki klasik müzik kompozisyonları yüzyıllar geçmesine rağmen hala ilk günkü etkileyiciliğini ve ilham vericiliğini koruyor ise GY!BE’nin ilk iki albümü için de bu geçerli bence. Ancak daha çok üzerinde durmak istediğim albüm “Lift Your Skinny Fists Like Antennas to Heaven” adlı ikinci albümleri.

“Lift Your Skinny Fists Like Antennas to Heaven” albüm kapağı

Birçok farklı müziksever tarafından farklı deneyimlere yorulmuş bir albüm aslında bu albüm. Bense bu albümü GY!BE ile tanışma albümü olarak seçtim sizlere. İçerisine dalıp adapte olmak elbette kolay olmayacaktır eminim. Zira 22’şer dakikalık iki parçadan oluşan bir A yüzü, 23 ve 18 dakikalık iki parçadan oluşan bir B yüzü ve patlayıcı enstrümantasyonuyla hiç de öyle kolaylıkla sevilebilecek bir albüm değil bu. Fakat şunu belirtmem gerekir ki kulaklarınızın bu albümün anlattıklarına erişmesine izin verdiğiniz an çok şey kazanacağınızı anladığınız o an olacak. Gittikçe kuvvetlenme ve en sonunda da zirveye ulaşıp patlama yaratma konusunda bu albüm kadar başarılısı var mıdır acaba? Pek sanmıyorum. Bir yandan kasvetli ve depresif iken diğer yandan da canlandırıcı bir havaya bürünen bu şahane albüm, neredeyse sinematik bir noktaya varıyor içerisinde barındırdıkları ve vaat ettikleri ile. Orkestrasyonu, kreşendoları ve daha pek çok özelliğiyle ince elenip sık dokunmuş bir patlayıcı var elimizde. Bu patlayıcıyı nasıl değerlendireceğiniz sizin elinizde.

Yazımda sona gelirken, GY!BE’nin yıllardır asla kaybetmediği o gücü, dengeyi koruyuşu, insanın aklını başından alan atmosferik detayları ve hislerin notalar aracılığıyla ne denli kuvvetlenebileceğini sizlere anlatmak istediğimi belirtmek istiyorum. Merak oluşturup sizi grubu araştırmaya ittiysem ne mutlu. Bitirmeden evvel, şu canlı performansı da aşağıya iliştiriyorum:

 

“Let’s build quiet armies, friends, let’s march on their glass towers.” (Arkadaşlar! Sessiz ordular kuralım ve onların camdan kulelerini yıkalım.)

 

Yazı: Ege Demir