Sinemanın İyisiyle Kötüsüyle Hafızaya Kazınmış 10 Annesi

Musibet bir yılın daha neredeyse ortasına geldik. Günler gelip geçiyor, zaman değişiyor, hepimiz büyüyoruz… Ancak bilin bakalım kimler size hala velet muamelesi yapıyor? Tabii ki de canımız annelerimiz. Bir anneler gününde daha hepsine sevgilerimizi gönderiyoruz. Türk Dil Kurumu anne sözcüğünü bakın nasıl tanımlıyor: “Çocuğu olan kadın, ana, valide, kocakarı, mader, nene, aba”. Dünyanın neresinde hangi çocuğa (ki bu çocuk bir hayvan çocuk da olabilir) hangi sıfatla annelik ettiğinizi bilmesek de sevginizle dünyayı ve bir çocuğun hayatını güzelleştirdiğiniz için hepinize teşekkürü bir borç biliriz. Bu gereksiz duygusallıktan sonra haydi gelin kimi iyi kimi kötü; ama günün sonunda “Bunlar da bir anadır!” dediğimiz unutulmaz annelere bir göz atalım:

1-NEZAKET ANNE / “GÜLEN GÖZLER”

Nezaket anne rolünde Adile Naşit (ortada), “Gülen Gözler”, 1977

Efendim herhalde anne diyecektik de hepimizin fahri anası Adile Naşit’i atlamayacaktık. 1977 tarihli bir Ertem Eğilmez filmi olan “Gülen Gözler”, her karakteri ile ayrı şekilde tarihe kazınmış bir film. Vecihi’sini hala dillerimizden düşürmediğimiz “Gülen Gözler” aslında Türk aile yapısı içindeki dengeleri ve annenin rolünü anlamak için belgesel niteliğinde kabul edilebilecek bir film. Ataerkil yapı içinde babalarına karşı çekinceleri olan 5 kadının barış elçisi olan Nezaket Anne, her izleyişimizde hala hepimizin yüzünde gülümseme oluşturuyor.

2- CHARLOTTE ANDERGAST / “AUTUMN SONATA”

Charlotte Andergast rolünde Ingrid Bergman, “Autumn Sonata”, 1978

Geldik sinema tarihinin en ünlü annelerinden bir tanesine daha. 1978 tarihli anne-çocuk ilişkisini odağına alan Ingmar Bergman başyapıtı “Autumn Sonata”da (Höstsonaten) başrolde duayen Ingrid Bergman’ı Charlotte Andergast rolünde izliyoruz. Dünyaca ünlü piyanist bir anne ve kız çocukları arasında seneler sonra gerçekleşen samimiyeti fazlaca sorgulanır ilişkiyi tek kelimeyle kan dondurucu bir senaryo, mükemmel bir çekim ve inanılmaz performanslar ile deneyimleme fırsatımız olmuştu. Film boyunca hepimizin, belki de kendisinin de, hem fikir olduğu şey ise herhalde Charlotte Hanım’ın anneliğe çok da uygun olmadığı idi. Herkes anne olmalı mı ya da olabilir mi izleyin de bir de siz bakın!

3- JULIE / “THREE COLORS: BLUE”

Julie rolünde Juliette Binoche, “Three Colors: Blue”, 1993

İsveç’ten biraz daha aşağılara inip sinemanın hassas başka bir çocuğuyla el sıkışalım mı? Polonya’nın medarı iftiharı Krzysztof Kieslowski’nin Fransızca efsanevi Üç Renk serisinin ilk filmi “Three Colors: Blue” ya da orijinal ismi ile “Trois Couleurs: Bleu”, anneliğin aslında yüklenen toplumsal bir sıfat olmadığının en güzel örneklerinden. Yaşadığı kayıplarla boğuşan Julie’nin serüveni seyirciye, anneliğin hiç ölmediğini ama kadınların ne kadar dirayetli olduğunu, hayata tek geliş amaçlarının annelik olmadığını ve anne olmadan da bütün şekilde ayakta kalabildiklerini gösterdi. Asla geçmeyecek birtakım acılar vardır, anneliğini öldürmek ister ama sen kendini yeniden daha güçlü doğurursun.

4- MANUELA / “ALL ABOUT MY MOTHER”

Manuela rolünde Cecilia Roth, “All About My Mother”, 1999

Anne demişken haydi gelin biraz Akdeniz kıyılarına gidelim. İspanyol deha Pedro Almodóvar’ın 1999 yapımı harikası “All About My Mother” (Todo Sobre mi Madre), başlı başına annelik kavramını ele alıyor demek yanlış olmaz. Genç anne Manuela’nın kendi oğluna, yeni tanıştığı Rosa’ya ve nicesine yaptığı annelik, aslında kavramın içinin ne kadar da çeşitli şekilde doldurulabileceğini izleyiciye gösteriyor. Güçlü annemiz Manuela rolünde Cecilia Roth ise beyaz perdede akıllarımıza silinmeyecek izler bırakıyor. Almodóvar’ın filmin kapanışı için yazdığı şu ithaf ise bu filmin anneler gününde izlenebilirliğine yeni bir boyut katıyor:

Bette Davis’e, Gena Rowlands’a, Romy Schneider’e… Aktrisleri oynayan tüm aktrislere, oynayan tüm kadınlara, oynayan ve kadın olan tüm erkeklere, anne olmak isteyen tüm insanlara. Anneme.

5- GRACE / “THE OTHERS”

Grace Rolünde Nicole Kidman, “The Others”, 2001

Evet sevgili okurlar karşınızda çok da tatlı olmayan, hatta izlerken tüylerimizi yer yer diken diken eden; fakat yine de cefakâr bir ana ile duruyoruz. Dinmeyen İspanyol rüzgarının getirdiği bir diğer yönetmenimiz Alejandro Amenábar’ın kadrajından çıkan, gerilim klasiği “The Others”, izleyiciye “yahu insan var çeşit çeşit” gibi hayret cümleleri kurdururken bir yandan da tırnaklarınızı yediren bir film. Başrolümüz Nicole Hanım’a her şeyiyle cuk diye oturan otoriter ve despot Grace karakterinin dönüşümü ise “Özünde anadır bu ana!” gibi tuhaf santimantal naralar atmamıza sebep oluyor. Ama sen de ne çektin ve çektirdin be Grace reis!

6- BEATRIX “THE BRIDE” KIDDO / “KILL BILL”

Beatrix Kiddo rolünde Uma Thruman, “Kill Bill: Vol.1”, 2003

Gerçek bir kült ile daha karşı karşıya geldik ha! Quantin Tarantino’nun, kullanılan müziği, replikleri, kostümleri ve mekanları ile de seneler sonra hatırlanacağına emin olduğum 2003 yapımı “Kill Bill”i, bebeğini ve hayatını çalan suikastçilerden intikam almak için yollara düşen Beatrix Kiddo’nun mücadelesine ortak ediyor bizi. İntikam külliyatı içinde taht kavgasına girecek türde bir film olan “Kill Bill”, aslında hassas damara basma hikayesi de diyebiliriz. Beatrix’in macerasını sonuçlandıran o efsanevi repliği de hatırlayarak kendisinin anneler gününü kutlayalım: “Dişi aslan yavrusuna kavuştu ve ormanda her şey yolunda”.

Küçük bir not: Bu anayı asla kızdırmayınız, terlik atmakla kalmayacağına emin gibiyiz.

7- CHRISTINE COLLINS / “CHANGELING”

Christine Collins rolünde Angelina Jolie, “Changeling”, 2008

Bu listenin en çileli annelerinden biri ile karşınızdayız. J. Michael Straczynski’nin yazdığı ve Clint Eastwood’un senaryoyu okur okumaz çekmeyi derhal kabul ettiği 2008 tarihli ABD yapımı “Changeling”, maalesef gerçek bir hikâyeye dayanıyor. İsmini yeni doğan çocukları kaçırıp yerine sahtesini koyan in, cin, trol, şeytan vb. efsanesinden alan filmimiz; kaybolan çocuğu yerine polis tarafından kendisine yabancı bir çocuğun verilmeye çalışılmasıyla başlayan Christine Collins’in korkunç hikayesini konu alıyor. Etrafındaki kişilere bile çocuğunun o olmadığını anlatamayan Christine’in yaşadıkları “Bırakın anneyi, komşusu olsam delirirdim.” dedirtiyor seyirciye. Senin de anneler günün kutlu olsun geçmişte başına baya bir korkunçlu şeyler gelmiş Christine Ana!

8- ANNE / “MOTHER”

Anne rolünde Hye-ja Kim, “Mother”, 2009

A-ah! Bu bir tombul kuş, bu bir uçak, hayır efendim bu Bong Joon-Ho reis! Sıra Güney Kore’ye geldi desenize. Yazar kadrosunda ve yönetmen koltuğunda gördüğümüz, son yarım saatte filmlerin altını üstüne getirme şahı trol reis Bong Joon-Ho’nun herhalde şaheserlerinden denilebilecek “Mother” ya da özgün adıyla “Madeo” tam bir “ana yüreği değil mi…” filmi… Tabii şey, bunu bir miktar karanlık düşünmeniz gerek 😀 İnsan öldürme iddiasıyla mahkum edilen zihinsel engelli oğlunun masumiyetini ispat etmek için yollara dökülen Anne karakterimiz, bu listenin Beatrix Kiddo’dan sonra en gözü kara annesi diyebiliriz.

9- VIOLET WESTON / “AUGUST: OSAGE COUNTY”

Violet Weston rolünde Meryl Streep, “August: Osage County”, 2013

Sevgili okurlar, karşınızda bu listenin en kanser karakteri: Violet Weston. Hani evlat olsa sevilmez denilen tipler vardır ya, hah işte bu da anne olsa sevilmez. Tracy Letts’in aynı adlı tiyatro oyunundan senaryoya uyarlanan ve John Wells tarafından kadrajlanan 2013 yapımı “August: Osage County” gerçek bir aile dramı. Hatta dram demek de yetmez, elinizi atığınız her köşesinden kaos akan bu filmin “Gülen Gözler”in tam tersi olduğunu söylememde bir sakınca yok. E tabii Violet Hanım’ın Adile Naşit olmadığı da ortada. Ancak tüm çirkefliğine rağmen hafızalarıma kazındığı da bir gerçek. Her rolün altından o karakter olup da kalkan Meryl Streep’in anneler gününü kutluyorum, Violet sana bay baydan başka bir şey diyemiyorum PUH ALLAH SENİ KAHRETMESİN!

10- MA / “ROOM”

Ma rolünde Brie Larson, “Room”, 2015

Kan dondurucu bir dram ile karşınıza Brie Larson’a En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını getiren Ma karakterini çıkarıyoruz. Emma Donoghue’nun aynı isimli romanından senaryoya uyarladığı “Room”un yönetmen koltuğunda ise Lenny Abrahamson’ı görüyoruz. Ergenlik çağında kaçırılan ve saldırganı tarafından cinsel saldırıya uğrayan ana karakterimizin, cinsel saldırı sonucu dünyaya getirdiği oğlu ile esir tutulduğu tek göz odadan kaçmak için verdiği mücadeleyi izliyoruz. Film izleyiciye klostrofobik korkuyu ustaca aktarırken, Ma’nın tüm endişelerine ve sevgisine de bizi yoldaş ediyor. Anneler günün kutlu olsun be erken yaşta neler yaşamış çilekeş ana!

BONUS ANNELER:

 

QUEENIE / THE CURIOUS CASE OF BENJAMIN BUTTON

Queenie rolünde Taraji P. Henson, “The Curious Case of Benjamin Button”, 2008

Unutulmaz analar listesinde Queenie’yi anmadan geçmek istemedim. Deli Reis David Fincher’ın 2008 tarihli kült yapımında karşımıza çıkan koca yürekli ana Queenie, izleyiciye gerçek sevginin nelere kadir olduğunu fazlaca çıplak şekilde gösteriyor. Ha bunun yanında insanları çocuğunuz olmasa da görüntüsü ile yargılamayınız sevgili okurlar, canımı sıkmayınız. Queenie anne seni seviyoruz!

MILDRED HAYES / THREE BILLBOARDS OUTSIDE EBBING, MISSOURI

Mildred Hayes rolünde Frances McDormand, “Three Billboards Outside Ebbing, Missouri”, 2017

Martin McDonagh’nın yazıp yönettiği “Three Billboards Outside Ebbing, Missouri”, yas tutan bir annenin kurtulamadığı acısını zaman içinde adalet arayışı ile birleştirip toplum otoritelerine yöneltmesini konu alıyor. Aradığını kanuni yollardan bulamayınca anarşist bir tutumla şehrin girişine boy boy afişler asan Mildred Hanım bize bir kez daha anne sevgisinin bir kadına neler yaptırabileceğini gösteriyor. Filmimizin Mildred Hayes’ini, bu sene “Nomadlan” ile 3. En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını eve götüren Frances McDorman’ın oynadığını ve McDormand’a 2018’de bir önceki Oscar’ını getirdiğini de belirteyim.

Yazı: İnci Ece Akyalçın