“Ötekileştirilenlerin Fotoğrafçısı”: Diane Arbus

“ÖTEKİLEŞTİRİLENLERİN FOTOĞRAFÇISI”: DIANE ARBUS

Diane Arbus
Diane Arbus

Susan Sontag’ın “Fotoğraf Üzerine” isimli kitabını okurken Diane Arbus’la tanışma fırsatı buldum.

Fikirleri ve bakış açısı beni o kadar çok etkiledi ki kendisi hakkında bir şeyler karalamaktan kendimi alıkoyamadım.

Konuyu dağıtmak istememekle beraber okuduğum kitaba minik de olsa değinmeden edemeyeceğim çünkü bu kitap sayesinde aslında “fotoğraf” sanatına ne kadar yüzeysel baktığımı fark ettim.

Fotoğraf üzerine 241 sayfa ne yazılabilir diye merak içerisindeydim başlarken. Sayfalarında ilerledikçe tanımlamalar, örnekler beni daha da içine çekti. Okurken orada bahsedilen fotoğrafçıların fotoğraflarını aratıp onları inceledim. Bu şekilde birkaç farklı kanaldan zihnime işlemeye başladım bu güzellikleri.

Kitabı şiddetle öneriyorum ve şuraya bir alıntı bırakıyorum:

Gerçekliğin doğrulanma ve tecrübe edilmeye ihtiyacının fotoğraflarla pekiştirilmesi, artık herkesin alışkanlık edindiği bir estetik tüketimciliktir. Sanayi toplumları, yurttaşlarını görüntü-cankilerine çevirir; kaldı ki bu, zihinsel kirlenmenin en karşı konmaz şeklidir. Güzelliğe, yüzeyin altındakileri deşmeye son vermeye, dünyanın bedeninin kefaretinin ödenip yüceltilmesine duyulan müşfik özlemler – erotik duyguların parçası olan bu öğelerin hepsi, fotoğraf çekerken duyduğumuz hazla doğrulanır ve pekiştirilir. Ne var ki aynı süreçte başka, daha az özgürleştirici duyguların ifade edildiğine de tanık oluruz. İnsanların içinde güçlü bir fotoğraf çekme dürtüsü bulunduğunu, tecrübeyi bir görme biçimine çevirme arzusu duyduklarını söylemek yanlış olmaz. Son kertede, bir tecrübe edinmek, onun fotoğrafını çekmekle aynı şey haline gelir; kamusal bir olay içinde yer almak da giderek onun fotoğrafı çekilmiş görüntüsüne bakmakla eşitlenmeye başlar. On dokuzuncu yüzyıl estetlerinden en mantıklısı olan Mallerme, dünyadaki her şeyin bir kitapta sona ermek için ortaya çıktığını söylemişti. Günümüzdeyse her şey bir fotoğrafta sona ermek için vardır.”

Şimdi gelelim Diane Hanım’ımıza.

Diane Arbus

Diane varlıklı bir Yahudi ailesinin kızı olarak New York’ta büyümüş ve çocukluğuna dair hiçbir aksilik ya da kusur bulunmadığından dolayı kendisini her zaman eksik hissettiğini sıkça dile getirmiş. Filmlerde izlediğimiz meşhur varlıklı ailenin cici kızı hayatı aslında Diane hanımın içine hiçbir zaman sinmemiş ve kendisini gerçek dışı görünen bu dünyaya ait hissedememiş.

Diane Arbus

Genç yaşta fotoğrafçı Allan Arbus ile evlendiğinde fotoğraf hayatının tam orta yerine girmiş. Eşiyle birlikte moda fotoğrafçılığı yapan Diane, sanat direktörlüğü yaptığı sırada eşinden fotoğraf çekmenin inceliklerini öğrenmiş. Sonrasında yavaş yavaş fotoğrafla olan kendi bağımsız ilişkisini kurmaya başlamış ve tutkularının peşinden gitmiş. Bu değişim sonrasında eşinden de boşanmış.

Diane Arbus

Tutkularının, korkularının ve merakının peşinden gitmeye koyulan Diane, alışılagelmiş fotoğraf karelerinin tersine, bakanın içinde adeta huzursuzluk yaratacak ama bir o kadar da hayatın içinden olan sahneleri / kişileri ölümsüzleştirmiş. Güzel olanı ölümsüzleştirme amacının aksine başka bir dünyanın da var olduğunu göstermeyi amaçlamış portrelerindeki çarpıcı karakterlerle.

Diane Arbus

Fotoğrafları sokak insanları, travestiler, çıplaklar ve karnaval sanatçıları gibi toplumun kenarındaki bireylerin dokunaklı portrelerinden oluşmaktadır. Bu sebepten kendisi ucube fotoğrafçısı (freak photographer ) olarak anılmış.

“Ucube”lerin fotoğrafını çekebilmek için onlarla sohbet etmiş, dünyalarına dahil olmuş ve aslında hiç normal gözükmeyen ama onların en doğal hali olan anları karelemiş Diane. Bu şekilde yerleşik geleneklerdeki fotoğrafçı ve özne arasındaki mesafeyi yeniden şekillendirmiş.

Diane Arbus

Bir yazısında “Şimdiye kadar fotoğrafını çektiğim hiçbir konu ya da malzemeyi üzerinde kafa yorunca bana bir mana ifade etsin diye seçmedim.” diyerek bizlerin de fotoğraflarına baktığında portre sahipleri için bir mana aramamasını ve yargıda bulunmamasını istemiş. Tek istediği toplumun dışına itilmiş inanların taktıkları maskelerin ardındaki ruhu yakalamak ve yansıtmak…

Diane Arbus

Sontag’ın kitabında yaptığı “Arbus kendi acısını nakletmek amacıyla kendi içine dalan bir şair değil, acılı görüntüler toplamak amacıyla kendini cesaretle dünyaya fırlatan bir fotoğrafçıydı.” şeklindeki tanımlamayı çok haklı buldum Diane’i öğrendikçe.

Yaşadığı dönem boyunca sanat camiasında neredeyse mitolojik bir karakter gibi görülmeye başlanan Diane, her zaman sahip olduğu melankolik ruh halini böylesi bir tanınmışlık karşısında kontrol etmekte zorlanmış ve yaşamına kendi elleriyle son vermiş. İntiharının ardından popülerliğinin daha da artması bir yana bu intihar, Diane’nin fotoğraflarının dikizcilik amacıyla ya da soğuk bir bakışla değil sevecen bir yakınlıkla çekildiğinin nihai kanıtı sayılmış.

Samimiyetinin kanıtının ölümünde bulunmasına üzüldüğümü itiraf etmeliyim. Neden böyle kıymetli insanların vermek istediği mesajlar artık aramızda değilken daha fazla sorgulanır ve değerlendirilir ki?

Yazı boyunca Diane’nin ses getiren fotoğraflarından bazılarını eklemeye çalıştım. Daha fazla fotoğraf görmek istiyorsanız http://www.artnet.com/artists/diane-arbus/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Diane’den siz de benim kadar etkilendiyseniz bir de promosyon olarak şunu ekleyeyim:

2006 yılında Nicole Kidman’ın Diane’ni canlandırdığı “Fur: The Imaginary Portrait of Diane Arbus” filmini izleyerek hikayenin içine daha da girebilirsiniz.

Kaynak:1 , 2 , 3 , 4 , 5 , 6

Yazı: Aslınur Doğan

One thought on ““Ötekileştirilenlerin Fotoğrafçısı”: Diane Arbus

Comments are closed.